Zeki Bildirici:

http://blog.bluzz.net/?p=1321

Zeki Bildirici gerçekten de güzel ve iyi yazmış; okumanız gerek Pardus hakkındaki gelişmeleri öğrenmek için. Kaldı ki geç bile kalınmış düşüncesindeyim Pardus’un çatallanması konusunda; sakın sen neden yapmadın demeyin, ben işin felsefe ve savunu alanındayım, siz kodlayın ben felsefesindeyim.

 

Pardus yaşayacaksa habitatı çatallanmış bir alan olmalı.

Minik Bilgisayarlar üzerinde sıradışı bir koşturmaca

Giriş

Özgür Yazılım, üretilen teknolojik cihazlara uyum sağlama yeteneğine sahip ve bunu inanılmaz bir biçimde yapıyor. Artık günümüzde bilgisayar denildiği zaman, yalnızca masaüstü sistemler gelmiyor akla: dizüstü, minik, cep telefonu, tabletler…


Pazar ve piyasa analizi

Günümüz modası ise tablet, cep telefonu ve minik bilgisayarlar(1) ki, üçünün ortak noktası kişiyi her an her yerde erişilebilir kılması, çevirimiçi yapması. Özellikle de cep telefonları gittikçe akıllanırken, sahip oldukları işletim sistemi piyasası da bir hayli kızıştı, renklendi. Üstelik masaüstü bilgisayarlarda işletim sistemi pazarının tek hakimi Microsoft firması, bu alanda da hakimiyetini sürdüreceğini sananlardandı ki, önce Symbian, sonra cep telefonu üretici firmalarının kendi yazılım ve çabaları, Apple’ın iOS atağı ve son olarak da gittikçe aktif ve verimli bir şekilde büyüyen Google Android… Karşısına çıkan zorlu ve dişli rakipler karşısında Microsoft geri çekildi; ama bu demek değildi ki, iş yapmayacak bu pazarda? Şu anda Windows Mobile 7 ile bu pazarda yer etmeye çalışıyor. Ancak boynuz kulağı geçti. Gün geçmiyor ki, bir araştırma yayınlanmasın: “Kuzey Amerika akıllı telefon pazarında Google Android, bilmem kaç yüzde ile pazarın ikinci hakimi ve yükselişi, büyümesi ivme kazandı!”


Microsoft, diğer bir pazar olarak da minik bilgisayarlar (netbook) üzerinde, donanım kısıtlamasına rağmen, yer etme çabasında. Ancak üç aşağı beş yukarı aynı özelliklere sahip farklı markaların modellerindeki tek ortak nokta, donanımın bu ebatta sınırlı olması: anakart ve belli işlemci ile tümleşik ekran kartı (INTEL Atom, INTEL VGA), kablolu ve kablosuz ağ bağdaştırıcıları (Realtek, Atheros, Boardcom, Ralink…), ses kartı, kamera, belirli çözünürlük ve boyuttaki ekran ve pil. Hepsi de boyutu belli olan minik bilgisayarlar için, fazla güç kaynağı tüketmeyecek ölçü, ağırlık ve verimlilikte olmak zorunda. Haliyle işletim sisteminin de bu donanıma uygun olması gerekmekte.


Rekabet halinde olan diğer bir kesim de üreticiler ki, vurguladığımız gibi, kısıtlı donanımda kullanışlılık, tuş takımı rahatlığı, pil ömrünün uzun olması ve kısa sürede şarj, ekran parlaklığı, renk, tasarım, yan ürünler gibi alanlarda değişiklik yapabilmekteler. Haliyle de öne geçebilecekleri alan fiyat aralığı olacak ki, bu da şartlar ortadayken zor. Bir de işletim sistemine özel bazı arabirimler yapanlar var; ama bu sadece Microsoft ürünlerine yönelik oluyor. Linpus dağıtımı ile satılan kimi ürünler oldu; fakat ülkemizde durum, kapsamlı anlaşmalarla Microsoft ürünlerinden yana. Ayrıca üreticiler, ürünlerini ülkemizde işletim sistemsiz satma riskine girmeyeceklerdir; çünkü yerleşmiş olan kanı, bilgisayarın sadece Windows ile çalışacağıdır. Bunun yanı sıra üreticiler, minik bilgisayarları herhangi bir GNU/Linux dağıtımıyla satsalar da, ürünün fiyatını düşüreceklerini (en azından perakendeciler yapar mı şüpheli) sanmam.

Rekabetin galibi?

Bu kısıtlı ortamda pazarda yer almak için, Microsoft bile, artık yaşlanmış ve üzerinden iki ürün (Vista ve Se7en) geçmiş Windows XP işletim sistemini kırparak, bu donanıma uygun hale getirip ürünlerde ön yüklemeli olarak satışa sundu; tıpkı Se7en üründe yaptığı gibi. Bir masaüstü sistemde dahi verimli çalışması için çeşitli işlemler yapılması gereken Windows XP’nin, (öyle olmasaydı bilgisayar bilişim dergileri her ay sayılarında sayfalar dolusu şöyle yapın böyle edin de sistemi hızlandırın, uçurun, kanatlandırın türünden yazılar yazmazdı) böylesine kısıtlı donanımlarda mucizeler yaratmasını beklemek, sanırım saçmalık olacaktır. Kaldı ki Microsoft’un bu kısıtlanmış Windows XP ve Se7en işletim sistemlerinde, değil sistemin hayati kararlarına müdahale etmeyi, sistemin temasını, duvar kağıdını bile değiştirememektesiniz.


Apple ürünlerinin de minik bilgisayarlarda çalıştırıldığını görmedim; çalıştırılsa da ne kadar verimli olur, tahminini size bırakıyorum.

Özgür Yazılım “can”dır

Minik bilgisayarlar, tamamı ile verimli çalışırlarsa, kişiyi çevirimiçi yapar ve istediklerini yaptırır; yoksa donanım ile bütünleşemeyen bir işletim sistemi, kişiyi sadece uğraştırır ve bilgiye erişimin gerekliliğinde yolunu kaybettirir.


Bir minik bilgisayarın verimli çalışması için, Özgür Yazılım ve en güzel meyvesi, GNU/Linux dağıtımları yeterlidir. Hatta GNU/Linux zaman çizgisinde, öyle üzerinden iki tane işletim sistemi geçmiş, fosil sistemler bulamazsınız. Hepsi taze ve canlıdırlar; üstelik an be an büyürler de.


Bugün minik bilgisayarlar için tasarlanan birçok GNU/Linux dağıtımı olmasına karşın, normal bir dağıtım da, gerekli işlemlere dahi gerek kalmaksızın kolayca taşınabilir bellekler yardımıyla kurulabilmekte. Anımsatmak gerek: CD okuyucusu olmayan minik bilgisayarlarda Microsoft işletim sistemi ürünlerini kurmak, deveye hendek atlatmaktan daha zor. Oysa birçok GNU/Linux dağıtımı, melez olarak paketlenip kalıp halinde dağıtıldığından, herhangi bir dağıtımda terminal uygulamasından dd komutu ile taşınabilir belleğe (USB) yazdırdığınız dağıtımı sisteminize kurabilirsiniz:


squeeze@sid:~$ cd /media/depo0/GNU\ Linux/Other/

squeeze@sid:~$ /media/depo0/GNU Linux/Other$ ls

archlinux-2010.05-core-i686.iso linuxmint-debian-201009-gnome-dvd-i386.iso

meego-netbook-ia32-1.0.0.20100524.1.img

meego-netbook-ia32-chrome-1.1.img

squeeze@sid:~$ sudo dd if=meego-netbook-ia32-chrome-1.1.img of=/dev/sdd

Seçeneklerimiz neler?

Akla gelen birkaç GNU/Linux dağıtım ismi söylersek: MeeGo, Ubuntu Netbook, Kubuntu Netbook, Lubuntu, Arch Linux, PepperMint Os, Linpus sayılabilir. Meraklı bir kullanıcı, zaten arama motorlarında, Türkçe sitelerden uzak durarak, gerekli anahtar sözcükleri aratarak istediği bilgiye ulaşacaktır. Türkçe sitelerden uzak durulmasından kastım ise, birkaç Özgür Yazılım ya da GNU/Linux dağıtımı forumunda yer alan bilginin anında diğer kopyacı sitelerde de sağlıksızca yer almasından ötürü; unutmayın ki, bilginin tekrarı bizi bilgilendirmez.


Bu saydığımız dağıtımlar arasında yer alan Ubuntu türevi dağıtımlar arasında Ubuntu Netbook 10.10 sürümünde, radikal değişikliğe giderek, GNOME masaüstü yöneticisinin üzerine inşa edilen pek bir kullanışlı eski kabuğu kullanmayı bırakıp, Untiy kabuğunu ve Mutter arayüzünü kullanmaya başladı. Kubuntu Netbook sürümü ise bildiğiniz Kubuntu dağıtımından başkası değil; tek bir farkla: Kubuntu masaüstü tek bi pencerede iri simgelerle daha erişilebilir ama bir o kadar da karışık kullanılıyor. Lubuntu ise tercih sebebi olabilir ki, gerçekten de Lxde masaüstü ortamı, gerek düşük donanımlı gerekse minik bilgisayarlarda harikalar yaratıyor; adeta sisteme ikinci baharını yaşatıyor: çok hızlı!


Ubuntu ve X, K, L türevlerinin artısı güncel uygulamalar, hızlı çözümler, topluluk desteğinin gelişmişliği ve Linux çekirdeğine daha fazla donanım desteği sağlaması ki, minik bilgisayarların da donanımlarının neredeyse tek bir düzene sahip olması, bu son desteği olmazsa olmaz kılıyor ve Ubuntu bu desteği güzelce sağlıyor. Unutmadan söylemek isterim ki, şimdilik Ubuntu tabanlı bir dağıtım olan Linux Mint de aynı desteği sağlayacaktır; yeniliği ise görsellik, hazır kod çözücüler ve kendine özgü uygulamalarıdır.


Peppermint OS ise, tamamı ile çevirimiçi olma teması üzerine kurulmuş bir sistem. Bu dağıtımda kurulabilir nitelikte ne e-posta istemcisi, ne belge oluşturma ve yönetme uygulamaları ne de anlık iletişim araçları var. Olan ise Cloud Computing denilen bulut iletişimi. Yani belge mi oluşturacaksın? Ön tanımlı olarak Google Docs var. E-postalarına mı bakacaksın Gmail uygulaması var… Kısaca bulut iletişim ve çevirim için olabilmek için gerekli ne varsa bu dağıtmda toplanmış. Tabii internet tarayıcısı da mevcut. Bana bir nevi Chrom(e)ium OS gibi geldi.


Diğer dağıtımları da (Fedora, SuSE, Mandriva, zilyon tane Ubuntu tabanlı tema değişikliği yapan dağıtımları, SimplyMepis, Sidux, Sabayon ve DistroWatch sitesinde görüp merak ettiğiniz onlarcası…) deneyebilirsiniz. Bunlara, yazı dizisinde yer vermeyeceğim; dileyen meraklı okurun inisiyatifi kendisinde saklı olsun. Ancak dikkat etmeniz gereken öncelik, denediğiniz ya da kullanmakta karar verdiğiniz dağıtımın desteği, kökeni, araç gereçleri ve Özgür Yazılım dünyasına kattıkları olsun. Yoksa sisteminize bir haftada onlarca dağıtım göç yapar hale gelir ve siz, asıl amacınız olan verimlilik ve çevirimiçi olmaktan uzaklaşırsınız.

Tercihlerim

Debian, MeeGo, Pardus ve Arch Linux’un da minik bilgisayarlarda güzelce çalıştığını belirtmekte yarar var. Özellikle de bu dördü, sizi verimlilik açısından tatmin edecek yapıdalar. Gerçi ben Debian’ı tek geçiyorum; ama diğerlerini de seviyorum.


Zaten bu kare as, bu beş serilik yazı dizisinin konukları olacak. İlk ele alacağımız Debian GNU/Linux dağıtımını ise gelecek sayıda kurulumu ve yapılandırması dahil elimden geldiğince anlatacağım.


Neden mi bu 4 dağıtım?

  • Debian, GNU/Linux zaman çizgisi içindeki bu zamana dek gelen köklü ve anaç bir dağıtım; üstelik de yenilikçi ve kararlı bir yapıda.

  • MeeGo, henüz bebek olmasına karşın minik bilgisayarların piyasasına özgün bir girişim olmasından dolayı,

  • Arch Linux’, sade, hafif, kararlı ve kullanıcının emrinde ve de tam yönetiminde bir dağıtım olduğundan,

  • Pardus ise tamamı ile KDE tabanlı olduğundan ve de bu derginin; artık kısmen de olsa varlık sebebi olmasından, KDE’yi gayet güzel kullanıp bütünleşmesinden,

Sonuç

Sonuç olarak, anlık yaşarım ve ulaşılabilir olmalıyım, taşıyacak 3 kilo ağırlık istemem, masa başına da saplanıp kalamam, amacım basit: internet, müzik, eğlence, belgelendirme, iletişim… diyorsanız minik bilgisayarlar tam idealiniz; tabii ki, Özgür Yazılım ve GNU/Linux dağıtımları da! Özellikle de yapmak istediklerimiz, bizi özgür kılmaktan ziyade alıkoyan bir işletim sistemi ile kafa kafaya çatışıyorsa ve hâlâ da verimli davranamıyorsak, yolumuzu başka yollara uğratmamız gerek ki, internetin bu denli erişilebilir olduğu günümüzde (tekel konumundaki servis sağlayıcının durumu ayrı bir yazı konusu) bize yol göstericidir: Özgür Yazılım (anahtar sözcük on üç tuş vuruşu kadar yakın!)


(1)Bu terim ile netbookları tanımlıyorum.

Gelecek yazı: Evrenseli yakalayan bir dağıtım: Debian GNU/Linux

Ankete katılmanızı bekliyoruz: Hangi GNU/Linux Dağıtımı?

Özgür Yazılım kullanıcılarının GNU/Linux dağıtımlarındaki basit tercihlerinin nedenlerinin öğrenilmesi amacıyla bir anket düzenledim. Bu anketin verileri göreceli olacağı gibi ülkemizdeki genel durumun sadece mikro ölçekte bir görünümü olabilir. Aynı zamanda bu veriler hazırladığım makalemin de altyapısını oluşturacaktır.

Anket iki sayfa ve 11 sorudan oluşmaktadır.

Katılımınız için teşekkürler.

Katılım:

http://www.kwiksurveys.com/online-survey.php?surveyID=HNNJHM_830110b2


Sonuçlar:
http://www.KwikSurveys.com/results-overview.php?surveyID=HNNJHM_830110b2&mode=4

Geri Döndü: burak@unix~$

Bizim köyümüzde güzel üzümler yetişir; bağlarımız vardı ve her bir üzümümüz öküz gözü kadar iri ve kapkaradır; baldan da tatlıdır. Erzincan Üzümlü’nün güzel bir köyüdür, vadidedir, yamaçtadır, yokuşa dayanıklıyızdır ama ayıların üzümlere saldırmasına karşı bir şey gelmez elden.

Ayılar ki, üzüm bağlarına girer tüm bağları devirir üzümleri yer ve ortalık yerine kocaman, tepe tepe sıçarlar; sonra da çekip giderler.

Bilmem ama Özgür Yazılım dünyasında böyle ayılar var; emekleri sömürüp karşılığını dahi vermeden çekip gidenler. Sonra neden hala kaynak kodu kapalı yazılım ve uygulamalar pazarın hakimi diye sorularla gezerler etrafta bunlar. Üstelik yapılanı da eleştirmekten acil, yıkıcıdırlar; yerine koymak nedir bilmez aç bir alıcıdırlar.

Böyle bir ortamda sevdiğim bir arkadaşım olan Pardus-Linux.org forumlarından beri tanıdığım Malzeme Mühendisi Burak kendi uğraşlarını, “bir alkoliğin kodlamalarının” eseri olan Hadron’u, ilk adımlarını attığı Debian’a ait belgelerini ve de ustalaşmaya çalıştığı acemiliğin doruğundaki Gentoo bilgilerini paylaştığı kişisel defterini kapatmıştı.

İrtibatı koparmadık ve alttan alta sıkıştırdığımı bilirim kendisini “aç ulan şu günceni yeniden” Daha fazla dayanamamış olacak ki, Burak yeniden açtı güncesini.

Biliyorum ikimiz de zır cahiliz hala Özgür Yazılım konusunda; ama geliştirmeye ve araştırmaya, aklın gücüne ve aydınlığa inanışımız bizi acemiliğimizden biraz daha sıyıracak. Ancak hiçbir zaman tam uzman olamayacağız; acemilik en iyisi.


Burak, sen kodla, ben felsefesindeyim hala.

Hoş geldin yine.



Ülkemizde Özgür Yazılımın en güncel sorunu: ikilik yaratmak, örgütlü güç olamamak

Bu makale Özgür Yazılım ve GNU/Linux, BSD kullanıcılarının sosyal ağı olan TuxWeet’de Ryuk takma isimli Özgürlük İçin topluluğu mensubu kişi tarafından 2005 yılında kurulan Pardus-Linux.org topluluğuna hak etmediği şekilde ağır itham ve suçlamalar yöneltmesine karşı bir parçası olduğum Pardus-Linux.org topluluğunu savunmak için yazılmıştır.

TuxWeet’de Ryuk adlı üyenin yazdıklarını görmek için bağlantıya lütfen bakınız: Ryuk’un asılsız iddiası

Ryuk, senden ricam PLO’nun tespit ettiğin salaklıklarının en az 10 tanesini listelemen ve bu salaklıkların kamuya verdiği zararları açıklayıp Öİ topluluğunun bu salaklıkların giderilmesi için yaptığı eylemleri yazıp PLO’ca yapıldığının ileri sürdüğün salaklıkların hangi kıstaslara göre belirlendiğini, tespit ettiğin bu salaklıkların kamuya ne gibi zararlar verdiğini, yaralı parmağa işemenin bilimselliğini ve PLO’nun aksini iddia ettiğiniz eylemi gözleriniz ile görüp görmediğini KANITLAMANIZI rica ediyorum.

Eğer kanıtlamazsanız bende sizin hakaret etmenizden güç ve destek alarak Öİ için sıfatlamalarda bulunacağım. Mesela biz, sizin salaklıklarınızdan birisi olarak kaynak kodu kapalı ve ücretli bir yazılım olan Adobe ürünleri kullanarak Öİ topluluk e-degisi hazırlamanızı pekala söyleyebilir, Beyin2 adı ile başlattığınız projede ileri sürülen fikirlerden -melesa benim- beğenmediklerinizi silip üyeyi de yasakladığınızı söyleyebilirim.

Kaldı ki, diğer bir salaklık olarak Pardus’un 2007 ya da 2008 sürümlerinden birinde (sürümden emin değilim ama yapılan eylemden adım gibi eminim) Firefox yerimleri arasında yer alan Pardus durakları kısmında “kanarya sevip de Pardus kullananlar…” gibisinden bağlantılar paylaşılırken “Resmi Olmayan Pardus Forumu”nun çönceki dağıtımlarda yer alan yerimlerine nazaran çıkartılmış olması da sayılabilir.

Salaklıkla itham ettiğiniz Pardus-Linux.org topluluğu 24 sayılık bir eDergi çıkarttığı gibi beğenileri de okurların gezegenlerdeki, kendi güncelerindeki, forumlardaki yorumlarından anlayabilirsiniz. Bunun yanı sıra salaklıkla itham ettiğiniz bir oluşum 6. yılından gün almakta ve her geçen gün büyüdüğü gibi insanların başvuruları arasında yer almakta.

PLO’nun açık yaraya işemiş olup olmadığını bilemeyiz; fayda sağlamak için daima bilimden yana hareket eden insanlar topluluğuyuz çünkü PLO olarak; sizin ve adına konuşma yetkisini kendinizde gördüğünüz Öİ topluluğu cami duvarına işemiştir bu sözlerinizle.

İçinizdeki biz Pardus-Linux.org topluluğuna karşı büyüttüğünüz nefret ve kini kustuğunuz için ayrıca teşekkür ederim. Ne demiş Pir Sultan Abdal: “İnsanoğlu bir acayip nesnedir: kısım kısım, beşer beşer…”

Umarım o çok engin bilgilerinizle birlikte boğulur, ayrıştırmaya ve ikilik yaratmaya çalıştığınız Özgür Yazılım topluluğundan dışlanarak kendi yalnızlığınızda kaybolursunuz.

Saygılarımla.

Bilim, Bilişim, Eğitim ve Özgür Yazılım Üzerine Yazılamalar

Giriş

Cebit Eurasia 2009 Bilişim Fuarı’nın bu seneki söylemi; “Sektörler Bilişimle Buluşuyor” idi. Peki sahiden de sektörler bilişim ile buluştu mu? Yoksa köşe başında kendilerini bekleyen bilişim tekelleri miydi? Üstelik Ar-Ge yatırımlarımızın, peşinde koştuğumuz Avrupa Birliği ülkelerinin kat be kat altında olduğu düşünülürse; değil bilişimle buluşmak, teknolojiye dahi uzağız. Bir de tüm bunların üzerine; ulusal bilişim, Ar-Ge ve teknoloji vizyonsuzluğunu; siyasal iktidarın kalkınma planlarıyla uyguladıkları arasındaki uçurumu da eklersek, ne dediğimiz ortaya çıkacaktır.

Kavramlar üzerinde biraz gezinti

Bilişim ve bilgi teknolojileri, kısa bir tanımla mesafeleri kısaltan, zamandan kazandıran günümüzün büyük teknolojisi. Sadece mesafeleri kısaltmak değil, maliyetleri de düşürmekte üstüne yok. Bilişim teknolojileri; gerek kişiler, gerek firmalar, gerekse kamu kurumları bazında verimli, hızlı ve sonuç odaklı çalışabilmenin kapılarını aralamıştır. Üstelik an be an gelişen bilginin de sınıflandırılması, işlenmesi, değerlendirilerek verimli hale getirilebilmesi bilişim teknolojilerinin kullanılması sayesindedir. (Dipnot: Küçük bir örnek için Pardus-Linux eDergi’nin 14. sayısında yayımlanan söyleşiyi okuyunuz)

Teknoloji ise ilk mekanik halı dokuma tezgâhı icat edildiğinden, bilgisayarlar er meydanına çıktığından beri sürekli gelişen ve insanların aktif olarak bulunduğu her türlü alanı ve iş kolunu düzenleyen, iyileştiren, kolaylaştırıcı öneme sahip bilimsel bir alandır. Gerek bilişim gerekse teknolojinin hızına bugün yetişmek mümkün değildir. Basitçe; artık zaman ve mekan gerçeklikleri – bu iki kavram sayesindedir ki – kısalmıştır. Devlet kurumları, firmalar, firmaların içinde bulunduğu sektörler ve insanlar da erişebildikleri oranda bilişime, teknolojiye ve de sahip oldukları bilgi-birikim-beceri eksenine göre işlerini görmektedir. Ancak hepsinin ana amacı aynıdır; daha verimli, daha hızlı, sonuç odaklı, uygun maliyetli ve güvenli bir çalışma.

Bilişimin tüketilmesi

Bugün kuşku yok ki, bilişim teknolojilerinin en büyük tüketicisi devlettir, ardından firmalar gelir ve onları, her ikisinden bağımsız fakat her ikisiyle de içli dışlı insanlar takip eder. Devlet büyük olmasına karşın, ne yazık ki bu gücünü yetirince kullanamamaktadır. Özellikle de işin içine yandaşlarını zengin etme duygusallığı girince; devlet, bilişim teknolojisini kendisine pazarlayan firmaya baskı kurarak kendi kullanım amacına yönelik yazılımlar ürettirip, fiyat kırdıracak yerde; alakasız ihaleler yüzünden deyimi yerindeyse kazıklanmakta, kaynaklarını başka yerlere aktarmaktadır. Muhalefet tarafından, tüyü bitmemiş yetimin savunucusu yazarlar tarafından sıklıkla söylenir; filanca il milli eğitim kurumunun yazılım ihalesinde usulsüzlük oldu, alınan donanımlar kullanışsız ve sonraki sürümü desteklememekte, ayrıca ihale işin ehli olmayan yandaş firmaya bırakıldı.

Ancak firmalar ne istediklerini çoğunlukla bilir, çünkü amaçları üretim ya da hizmettir ve verimliliklerini iyi planlayıp kar etmek isterler. Bu yüzden yazılım/donanım tedarikçileri ve bilişim teknolojilerini (BT) kendilerine pazarlayanlarla iyi pazarlık yapıp isteklerine uygun alımlar yaparlar. Hatta teknolojik danışmanlık firmalarından destek alırlar.

Son kullanıcı ise maalesef araştırdığı vakit işini görecek tüketim yapar; yoksa işi teknoloji zincir mağazalarının aç gözlülüğüne kalır ki, bu kazıklanmak demektir.

Bilişim Teknolojileri pazarı olarak ülkemiz

Hiç kuşkusuz son yıllarda bilişim ürünlerinin tüketimi ülkemizde yükselişe geçti ve BT üreticileri; donanım olsun, yazılım olsun, her türlü bilgisayarlar olsun; için ülkemiz büyüyen bir pazar. Ancak sadece tüketim açısından. Yazılım alanında ise üretim çok az ve çoğunluğu da kaynak kodu kapalılığını esas ilke benimseyen yazılımların, işletim sistemlerinin yerelleştirme çalışmaları ve pazarlanması ile ilgili.

BT’ye hakimiyetin tüketmekten değil de üretmekten, Ar-Ge faaliyetlerine kaynak ayırıp ağırlık vermekten geçtiği diğer ülkelere bakılınca görülmekte. Bugünün cep telefonu ve mobil iletişimin şeklini değiştiren lider firması Nokia’nın dünün orman ürünleri alanında iş yapan firması olduğuna kimi inandırabilirsiniz? Örnekleri çoğaltmak mümkün Blackberry mucizesini yaratan Kanada, Silikon Vadisi ile Amerika, uzak doğu ülkelerindeki teknoloji üretim üsleri, İkinci Dünya (Paylaşım) Savaşının mağlubu Japonya.

Unutulmaması gerekir ki, bir zamanlar ülkemiz ve Güney Kore aynı sınıfta gelişim ve kalkınmaya aday ülke olarak gösteriliyordu. Ancak bugün yarışta Güney Kore’nin bizi refah ve teknolojik ilerleme alanında geçtiğini, dünyada bilinen  sayıca teknolojik markalar yarattığı ayan beyan ortada. Bunu sakın “biz adam olmayız, bizi ancak yabancılar ihya eder” ezikliği olarak algılamayın. Bu tümüyle bilişim okur-yazarlığının, bilim ve teknoloji üretiminin eksikliğinden; eğitimde yaratıcı aklın, bilimsel düşünce ve sorgulamanın, imkanların kısıtlanarak, hatta dışlanarak ezberci ve sınava dayalı bir sisteme dönüştürülmesi yüzündendir. Kısaca vizyonsuzluk!

Refahın ve zenginliğin adı zamanımızda bilim ve teknoloji. Bu ikisine giden yol ise araştırma, sorgulama ve sürekli merak peşinde koşmaktan geçer. Eğer bu alanlarda yoksanız bu alanda kendisini yetkinleştirmiş, zenginleştirmiş ülkelerin sömürgesi olmaya mahkumsunuz demektir ki, bugün yaşanan da bu!

Ülkemiz teknoloji ürün ve hizmet pazarları arasında en büyük pazarlardan birisi; ancak yalnızca tüketen bir pazar. Hatta kendisine eksik ve geç gelen düşük model ürünlerden kaynaklanan üretim ya da kullanıcı hatalarını, eksiklikleri dahi geri bildirmeyen bir tüketici pazarı. Gençlerin ellerinden son model cep telefonları, bilgisayarlar, netbooklar, mekandan bağımsız iletişim araçları düşmüyor ama bunca teknolojik, bilimsel alete, yaratıcılığa özenmek ise maalesef yok. Sadece kuru kullanıcı.

Bu durumu biraz açalım: kullanılan ürüne ve arkasındaki AR-GE, üretim süreçlerine ve bilimsel yöntemlere karşı yabancı ve ilgisiz kalan kullanıcılar haliyle bu teknolojik aletlerin kendileriyle iletişime geçmelerini sağlayan işletim sistemlerine de yabancı kalmaktalar. Öyle ki, kullanıcıların çoğu Microsoft ürünlerini ve diğer kapalı kaynak kodlu yazılım ve işletim sistemlerini kullanmakta. Bu duyarsızlaşma ise sonuçta kendi güvenliklerini, özgürlüklerini tehlikeye attığı gibi yaratıcılıklarını, meraklarını köreltmekte. İzlediğim bir video da Avustralya sokaklarında bir dizüstü bilgisayara yeni çıkan ve çığır açan KDE  4 masaüstü yöneticisi kuran iki genç, insanlara bunun Microsoft Windows Seven işletim sistemi olduğuna inandırmıştı. Oysa insan doğası gereği değişir ve gelişir; yeniliğe açtır. Ancak koşullu şartlanma ve öğrenilmiş tek bilgi ile bilinen yoldan sapmadan işlerini olanaklar arasındaki tek seçenekle yapma alışkanlığı insanları bağnaz, tutucu ve gelişime/değişime kapalı hale getirir.

Çoğu Windows kullanıcısı GNU/Linux dağıtımlarının cıvıl cıvıl ve bambaşka genişlik, canlılık ve yetkinlik içindeki masaüstü yöneticilerine, uygulamalarına ilk bakışta hayran kalmaktadır. Ardından yıllardır baskılanmış merak bir anda patlama yapmaktadır ancak beraberinde “göç korkusunu” da getirmektedir. Aslında biz Özgür Yazılım gönüllülerin yaptığı tüm yerelleştirme, proje,  duyuru ve eğitsel çalışmalar da bu merakı sürekli kılmak ve “göç korkusunu” yok etmektir.

Sektörler ve tüketiciler kiminle buluştu: Bilişimle mi yoksa Vizyonsuzlukla mı?

Cebit Eurasia 2009 (eski adı ile Bilişim) fuarında binlerce cıvıl cıvıl tanıtım noktası kuruldu, alanlarda mankenler eşliğinde en son model teknolojik ürünler, bilgisayarların masaüstü, dizüstü, ufak, minik, cepte-elde taşınan yığınla modeli tanıtıldı, binlerce basılı reklam broşürleri dağıtıldı, karvizitler alınıp verildi, işler bağlandı, müşteri portföyleri genişletildi…

Peki bunca üretilen ürün ve hizmetin tek bir ürüne mahkum olduğunu inkar edebilir miyiz? Eşyaya adını vermekten çekinmem ancak sıklıkla vurgu yapmaya da gerek yok: Microsoft ürün ailesi.

İşletmeler, kamu kurum ve kuruluşları her yıl korsan kullanımlar ile başları derde girmesin diye yazılımların lisans yenileme ve donanımların bakım-onarım, hizmet alımı konularında yığınla kaynak ayırmaktalar ki, bu aynı zamanda karları azaltan önemli bir maliyet kalemi. Ancak işletmeler kendilerine sunulan bu tek ürüne kendilerini o kadar kaptırmışlardır ki, gidip gezdikleri fuarlardan bir şey kapmadan sadece sunulanın yeni makyajlısını alıp geliyorlar: Microsoft Xp, Vista, şimdi de Seven; MS Office 2000, 2003, 2007… Liste uzar gider, haliyle bunlara uygun donanımlar da satın alınır durur.

Araya Cumhuriyet Gazetesinden1 bir haber sıkıştırmak yararlı olur kanısındayım: ‘ÖZGÜRLÜK İÇİN PARDUS’ / BARIŞ YAMAN

KONYA – TÜBİTAK bünyesinde geliştirilmekte olan özgür yazılım lisanslı, ulusal işletim sistemi PARDUS, başta Savunma Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Adıyaman Üniversitesi gibi onlarca kurum tarafından kullanılıyor. PARDUS’un 150 binden fazla bireysel kullanıcısı bulunuyor. Selçuk Üniversitesi’nde düzenlenen BİLMÖK Kongresi’ne katılan PARDUS geliştiricilerinden Bahadır Kandemir, “Özgürlük için PARDUS” sloganı ile çalışmaları yürüttüklerini belirtti. PARDUS’un Türkiye’nin en büyük ve en güçlü yazılım projesi olduğunu ifade eden Kandemir, “Diğer programlardan farklı olarak edinimi ücretsiz ve dağıtımı özgür olarak yapılır. İstenildiği gibi değiştirilebilir ve açık kaynak kodludur” dedi.

Kar-zarar ve fayda-maliyet kısır döngüsü içinde verimlilik, zaman ve hız kazanmak, tasarruf etmek için tek üretici ve onun ürünlerine göre hayatını yönlendiren donanım üreticilerine mahkum olan bir mecbur-seçeneksiz tüketici, doğrudan alıcı pazarı mevcut.

Değil yılda bir-iki her gün bilişim ve teknoloji üzerine fuarlar düzenlensin bu durum söz konusu oldukça neye yarar? Kazanan teknolojiyi üreten ve üretemeyen pazarlara pazarlayıp satanlar olacaktır elbet.

Neye mi yarar? Sadece teknolojinin tüketilmesine. Onu anlamlandırmaya değil, bilgiyi çoğaltmaya hiç değil. Zaten satın alınan bir bilgi bilgi değildir ki! Kaldı ki, kaynak kodu kapalı ve özgür olmayan yazılımlar size sadece kullanıma hakkını satarlar, bilginin kaynağını değil. Okumadan (nasıl okunsun ki, çoğu Türkçe dahi değil ve bu açıkça tüketici haklarının da ihlalidir; neticede satın alınan mal ayıplı çıksa dili Türkçe olmadığı için tüketicinin zararı olacaktır) kabul edip kurduğumuz çoğu kaynak kodu kapalı ve özgür olmayan yazılımın sözleşmesinde bunlar açıkçası belirtilmiştir: kopyalayamazsın, dağıtamazsın, kendi evinde dahi olsa ikinci bir bilgisayara kuramazsın; kurmak istersen çoklu lisans alırsın; isteğine göre düzenleme yapamaz ve teşebbüs dahi edemezsin, satamazsın, iade edemezsin (evet, bu çok saçma değil mi?) gibi yığınla kısıtlama.

Oysa Özgür Yazılım ve evriminin birer sonucu olan GNU/Linux dağıtımları kullanıcının yaratıcılığını tabiatları gereği özgür olduklarından kısıtlamak da ne, daha da genişletirler. Şimdi söz Stallman’da2:


“Özgür yazılım kullanıcının özgürlüğüne ve kullanıcı topluluklarının sosyal dayanışmasına saygı duyan yazılımdır. Özgür yazılım, sizin yani kullanıcının dört temel özgürlüğe sahip olmanızı sağlar.


Özgürlük 0, bir programı istediğiniz gibi çalıştırma özgürlüğüdür.
Özgürlük 1, programın kaynak kodunu çalışabilme ve programın ne yapmasını istiyorsanız o şekilde değiştirebilme özgürlüğüdür.

Özgürlük 2, istediğiniz zaman programın tam kopyalarını dağıtabilmenizi sağlar.
Özgürlük 3, değiştirdiğiniz programı dağıtabilmenizi sağlar.


Bir program bu özgürlükleri sağlıyorsa özgür yazılımdır. Özgür yazılımla kullanıcıların hem bireysel hem olarak kendi hesaplamaları üzerinde kontrolü vardır.


Biz bu özgürlükleri sağlamayan yazılımlara özgür olmayan, telif haklarıyla korunan yazılımlar diyoruz; bunlar kullanıcıya etik olmayan bir sosyal sistem sunar ve yazılımı geliştirene kullanıcıya göre adil olmayan bir güce sahip olmasına yol açar. Bu kullanıcıları böler çünkü paylaşma hakları yoktur ve çaresiz kılar çünkü kaynak koduna sahip değillerdir. Hiç kimse bu güce sahip olmamalıdır, bu yüzden özgür olmayan yazılımlar var olmamalıdır.


Eğer kullanmak ve özgürlük istiyorsanız, özgür yazılıma bağlı kalmak tek yoldur.”

Son olarak:

Araştırma alanlarından uzak tutulan, bilime sırt çevirmiş, akılcılığı ve laikliği dışlayan günü kurtarmaya yönelik vizyonsuz politikaları benimseyen bir Türkiye bilimde, teknolojide, bilişimde, yazılım alanlarında ve daha nice bağlantılı alanlarda ve de kültür-siyaset-ekonomi bağlamında gelişmiş; atı alıp kaçırmış; ülkelerin sömürgeci politikalarının esiri, pazarı olmaktan kurtulamaz.

Aydın Bez

Ocak-Şubat 2010, İstanbul

http://ozguryazilimsendikasi.org/

bilgi@ozguryazilimsendikasi.org

Lisanslar:

Makalenin tüm içeriği GNU/GPL 33 ve Creative Commons (by-nc-sa)4 ile lisanslanmış olup içeriği haber verilmek ve yeniden GNU/GPL ve Greative Commons (by-nc-sa) ile lisanslanmak koşuluyla kopyalanabilir, düzenlenip değiştirilebilir, atıfta bulunulabilir, yeniden dağıtılabilir.


1Cumhuriyet Gazetesi’nin 4 Mart 2010 Perşembe günü yayınlanan sayısının 7. sayfasında Barış Yaman imzası ile yayımlanmıştır.

2“Dijital sömürgeleştirmeye karşı Özgür Yazılım” Richard M. Stallman’ın 11 Ekim 2009′da SoL.org.tr ile yaptığı söyleşi. Dileyen tamamına bu adresten erişebilir: http://haber.sol.org.tr/bilim-teknoloji/dijital-somurgelestirmeye-karsi-ozgur-yazilim-haberi-19103

3GNU Genel Kamu Lisansı sürüm 3′ün gayri resmi Türkçe çevirisi için Pardus Viki ekibine teşekkürler: http://tr.pardus-wiki.org/GNU_GPL_%28Genel_Kamu_Lisans%C4%B1%29_S%C3%BCr%C3%BCm_3_Gayr%C4%B1resm%C3%AE_%C3%87evirisi

4Creative Commons (by-nc-sa): Bu lisansa sahip eseri kopyalayabilirsiniz, üzerinde değişiklik yapıp yenisini üretebilirsiniz. Sağlanması gereken üç şart var. İlki, eserin tüm kopyalarında eserin ilk sahibinin belirtilmesi. İkincisi, eserin hiçbir kopyası ya da eserden üretilmiş yeni eserlerin hiçbirisinin ticari ortamda kullanılmaması. Üçüncüsü, eserin tüm kopyalarında ya da eserden üretilmiş yeni eserlerde de aynı lisansın kullanılmaya devam edilmesi.http://tr.wikipedia.org/wiki/Creative_Commons

Özgür Yazılım Yükseklerden Uçar

Açıklama
Bu makale yahoyt.com’da Gökhan Menge tarafından kaleme alınan tarzı gerçek ve bilgi yoksunu  haber/yoruma karşı cevap olarak yazılmıştır. Dileyen ilgili adrese gidip yazıyı okuyabilir:
http://yahoyt.com/h/8942/linux-hala-dipten-yuzuyor

Bilgilendirici Cevap
Linux[1] ne GNU’dur[2] ne de Özgür Yazılımın[3] tamamını temsil eder; sadece kalıplaşmış bir markadır; dahası algıda kalıplaşmıştır.[4] Tıpkı margarin yerine Sana almak gibi, kağıt mendil yerine Selpak almak gibi.  Kaldı ki, Linux denilen çekirdektir sadece[5] ve Richard Matthew Stallman ‘nın (RMS) temellerini attığı yazımların ve dahası insanın en güzel emek ürünü olan bilginin özgürlüğünü savunan, onu bir satılacak “meta” olarak görmeyen Özgür Yazılımın bir parçasıdır; toprağında filizlenmiştir: Firefox gibi, gcc gibi, Evince gibi…

Yaygınlık kazanmadığı dediğiniz Linux’u kenara bırakalım ve birkaç basit örnek ile bilgisizliğinizi iyice derinleştirelim: Firefox bir Özgür Yazılımdır; OpenOffice[6] bir özgür yazılımdır; Google destekli Chromium bir Özgür Yazılımdır; Pidgin bir Özgür Yazılımdır; Wikipedia[7] ve WordPress[8] ekleri bir özgür yazılım projesidir; Apache[9] sunucusu da bir özgür yazılımdır ve de cep telefonlarında bir salgın gibi yayılan, desteklenen Android[10] bir Özgür Yazılım projesidir.

Bunların dünyada edindiği pazar payını sanırım belirtmeye gerek yok; haliyle ulaştığı kullanıcı sayısını da. Hatta anımsatmak isterim ki, Firefox 3 duyurulduğu tarihte 8 milyon kişinin indirmesiyle rekor kırıp rekorlar kitabına girmiştir.[11] Alan adı, sunucu ve barındırma hizmeti sağlayan firmaların çoğu GNU/Linux desteği sağlayan sunucu makineleri ile hizmet vermektedir. RedHat hakkında sanırım konuşmaya dahi gerek yok. Keza GNU/Linux’a destek veren firmalardan da: Nvidia, INTEL, Nokia, IBM, Dell, Acer, HTC, Samsung, ASUS…

Gizli gizli Windows kullanmak ise Microsoftun yani işletmecilikte ve diğer bilinen tüm ideolojilerdeki anlamıyla tekelin piyasadaki diğer oyuncularla yapmış olduğu kısıtlamalar, donanım ve yazılım üreticileri, kısaca devlet parakendeciler… kar amacı ile biz kullanıcıların özgürlüğünün kısıtlanması nedeniyledir. Kabaca sizin burada vurguladığınız sorunu görüp kökenine inmemek ve yüzeysel davrandığınız gibi kendi cahilliğinize insanları çekmektir.

Yazdıklarınızın tamamına sosyalist kimliğimden sıyrılarak kapitalist öğreti ile bakmaya çalıştığım zaman rekabet iyidir ve piyasadaki çeşitlilik tüketiciye en iyi ürünü en ucuza sunmanın yoludur derim; çünkü rekabet serbest piyasanın olmazsa olmazı kapitalizmin de bel kemiğidir. [12] GNU/Linux dağıtımlarındaki seçeneklerin çokluğu (dağıtımlar, masaüstü yöneticileri, uygulamalar, geliştirme araç ve kütüphaneleri…) kişinin özgürlüğünü gösterdiği gibi bu aynı zamanda sınırsız düşünmenin ve özgür olmanın yeni fikirler yaratmada ne denli önemli olduğunu göstermektedir.

Ancak kaynak kodu kapalı olan yazılımlar ve işletim sistemleri dünyasında söz konusu bu maalesef geçerli olmadığı gibi tüketici eğer parası varsa konuşur ve para konuştuğu içindir ki; doğal olarak insanlar kendilerinin olmayan ve asla da ol(a)mayacak (yaşasın kapitalzim!) işletim sistemlerini, yazılımlarını satın almak yerine yasal olmayan yollardan edinmektedir. Microsoft kullanıcılarının alışkanlığı ise korsan kullanmaktır ve de özgürlüklerini teslim etmek!

İktisatta bir teorem vardır: içsellikler ve dışsallıklar ve de her muhalefet iktidar olabilmek için gerek gizli gerekse açık yollarla iktidar yürüyüşü için örgütlenir. Bu yüzden Özgür Yazılım kendi sermayesini; yani bilinçlendirme; toplamaktadır. Bu sermaye birikimi ise belgelendirme [13], tanıtım, seminerler [14], forumlar, nasıl ve yardım sayfaları ile olur; tekele karşı verilen haklı davalarla, kazanılmasıyla olur [15] kısacası kullanıcıları bilinçlendirmeyle.

GNU/Linux dağıtımlarının pazar payının %1 olması hangi sağlam verilere dayanmaktadır? İstatistik daima araştırmayı yaptıranı haklı çıkartır: parayı veren düdüğü çalar ve bu daima Allah payı denilen adaletsizliği getirir, kul hakkı hiç bir zaman aranmaz.

Eğer GNU/Linux %1 pazar payına sahip ise Özgür Yazılım topraklarında yetişen uygulamalar ve hizmetlerin pazar payı daha büyük olduğu gibi rakiplerini korkutacak düzeyde büyümektedir. Bugün kendi sitenizde dahi Firefox 4′ün beta sürümlerinin tanıtımları [16] yapılmakta olduğuna göre bilmediğiniz halde bigane kalamamışsınız Özgür Yazılımın güzelliğine.

Kaldı ki, pazar payı yanıltması sadece dağıtım odaklıdır, gerçekten uzak olduğu gibi araştırma zahmetine dahi katlanılmımıştır. Olayın bütünü Özgür Yazılımdır, Özgür Yazılımın kullanım alanının genişliğidir, kullanıcılara ulaşılabilirliği ve verimli kullanılırlığıdır.

Firefox, OpenOffice, Pidgin, Gimp, kaynak kodu açık ve GNU GPL lisanslı CRM, HRM uygulamaları, internet tabanlı veri saklama ve işleme hizmetleri, Wikipedia, WordPress, MediaWiki gibi Özgür Yazılım ürünlerinin geçiniz kullanıcı payını, kaynak kodu kapalı yazılım üreticileri yanlarına dahi yaklaşamamaktadır.

Gelelim hala aşmış bilgisayarcı işletim sistemi sanısına: bu yanlış bir algı olduğu gibi sınırlayıcı bir bilgi edinimidir ve aynı zamanda piyasa hakimlerince yayılan fısıltıdır sadece. Çünkü tersi olsa idi pazar paylarında küçülme olacaktı; bu karlarında azalma demektir. Kaynak kodu kapalı yazılım üreticilerinden işletim sistemi ile iştigal eden firmanın GNU/Linux dağıtımlarının pazar payından bir %1′lik dilim dahi almasına tahammülü olmadığı için sürekli olarak reklam, sürekli olarak devlet, donanım üreticileri ve teknoloji mağazaları ile kısıtlayıcı anlaşmalar yaptığı aşikar.

Son olarak yazdığınız belki de tercüme ettiğiniz yazıdan Özgür Yazılım nedir, GNU nedir, Linux nedir, GNU/Linux nedir bilmediğiniz ortaya çıkıyor; haliyle bilgisayar ile tost makinesinin arasındaki ayrımı da bilmediğiniz yorumuna varıyorum. Sizin mantığınız ile yürüyecek olur isek bilgi paketlenip sadece kiralanmak sureti ile satılan bir ürün[17] olup tüm bilgisayarlar sadece ve sadece Microsoft firmasının ürünleri ile insanlarla iletişime geçmek için tasarlanmıştır.

Soru:
Windows işletim sisteminin sevmediği bir şey varsa o da geriye dönük ve uyumlu olmamasıdır. 2001 yılında piyasaya sürülen bir bilgisayara bugün Windows XP[18] yüklendiği zaman neden ikisi de 9 yıl önce piyasaya sürüldükleri halde sistem verimsizleşmektedir; hatta açılmamaktadır. Soruyu genişletirsek: bugün satın alınan yeni bir bilgisayarda kurulu olan Microsoft Windows 7 işletim sistemi daha yılını hatta 6 ayını doldurmadan neden çöker ve hantallaşır, hata vererek kapanır, kilitlenir? Neden güvenlik yoksunudurlar?

Son söz
Son sözü ben değil saygı duyduğum üç kişi söyleyecek ve üçünün de ortak noktası bilginin ve özgürlüğün, aydınlanmanın ve ilericiliğin, araştırmanın ve bilmenin erdem olduğu; cahilliğin ise kötülüğüdür.

“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.” Uğur Mumcu
“Bana bir harf öğretenin bin yıl kölesi olurum.” Hz. Ali
“Gerçekçi ol imkansızı iste.” Ernesto Che Guavera

Dipnotlar

[1] Detaylı bilgi için bakınız: http://tr.wikipedia.org/wiki/Linux
[2] Detaylı bilgi için bakınız: http://tr.wikipedia.org/wiki/GNU
[3] Detaylı bilgi için bakınız: http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96zg%C3%BCr_yaz%C4%B1l%C4%B1m
[4] Detaylı bilgi için bakınız: http://www.debian.org/intro/free.tr.html
[5] Detaylı bilgi için bakınız: http://www.kernel.org/
[6] Detaylı bilgi için bakınız: http://www.openoffice.org.tr/
[7] Detaylı bilgi için bakınız: http://tr.wikipedia.org/wiki/V
Lisanslarikipedi:Telif_haklar%C4%B1
[8] Detaylı bilgi için bakınız: http://tr.wikipedia.org/wiki/Wordpress
[9] Detaylı bilgi için bakınız: http://tr.wikipedia.org/wiki/Apache_HTTP_Sunucusu
[10] Detaylı bilgi için bakınız: http://tr.wikipedia.org/wiki/Android_%28Mobil_%C4%B0%C5%9Fletim_Sistemi%29
[11] Mozilla Firefox 3, Firefox ağ tarayıcısının 17 Haziran 2008′de çıkan sürümüdür. Gecko 1.9 kullanır. Çıktığı gün yapılan 8 milyon indirmeyle birlikte Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiştir. Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Mozilla_Firefox_3
[12] Konu üzerine detaylı bir makale: “Serbest Piyasa Düzeni Masalı ve Özgür Yazılımlar” http://ozguryazilimsendikasi.org/?p=327
[13] Detaylı bilgi için bakınız: http://www.belgeler.org/

[14] İnceleyiniz: http://seminer.linux.org.tr/ ve http://www.ozgurwebgunleri.org.tr/
[15] Microsoft’un ülkemizde uyguladığı politikaya karşı indirilmiş darbe için bakınız: http://www.mecburdegilsiniz.com/
[16] Bakınız: http://yahoyt.com/h/8890/dort-dortluk-tarayici-firefox-4-beta-4
[17] Kitaplar da satılır; ancak yazarlar kitabın kapağı içine kaynak gösterilerek ya da izin alınarak alıntı yapılabileceğini belirtirler. Keza gazeteler, dergiler ve köşe yazarları da…
[18] Microsoft Windows XP işletim sisteminin piyasaya çıkış tarihi 25 Ekim 2001′dir.

 

Lisanslar:

Makalenin tamamı GNU Özgür Belgeleme Lisansı ile lisanslanmıştır. Lisansın esas metnine bu adresten erişilebilir: http://www.gnu.org/copyleft/fdl.html

 

Serbest Piyasa Düzeni Masalı ve Yazılımlar

Giriş

Serbest piyasa ve rekabet, kapitalist sistemin olmazsa olmaz kuralıdır. Piyasaya asla müdahale edilmemelidir; çünkü rivayete göre dengeyi kendisi bulacaktır. Bu denge ise, pazara sunulan mal ve hizmetlerin tüketimi arttıkça (alıcısı çoğaldıkça) üretici sayısının da artması ve üreticilerin de, üretilen bunca mal ve hizmet arasında bir farkındalık yaratarak kendi müşteri yelpazesini oluşturması sonucu sağlanacaktır. Oluşan bu dengenin adı rekabet olup, üretimin tüketiciye kalite olarak yansımasını sağlamaktadır. Üstelik bu rekabet, müşterileri sosyo-ekonomik ve kültürel değerlere göre sınıflandıracak; ürünlerin maliyetinin, görünümünün, üretim biçiminin, pazarlanmasının ve fiyatlamasının da bu değerlere göre yapılmasını şart koşacaktır.

Bugün bilinen çoğu marka, kendisini, pazarda sahip olduğu ya da sahip olmak istediği müşteri yelpazesine ve rakiplerinin durumuna göre konumlandırmaktadır. Günümüzde, rekabet ederek rakibini alt etme politikası, rakibini satın alma ve tekelleşmeyle yer değiştirmiştir. Bir çok firma, artık müşterilerini çeşitli tablo-grafik, sosyo-ekonomik-kültürel veriyle sınıflandırmak yerine tek kalemde ikiye ayırmakta ve pazarlama işlevlerini, üretimini bu ayrıma göre biçimlendirmektedir: Tüketicinin ekonomik durumu.


Kısaca bazı pazarlama stratejileri

Vestel-Regal, Renault-Dacia, CarrefourSa-DiaSa, Ülker-Halk, Tamek-Jucy, Milliyet-Posta, Sabah-Takvim, Arçelik-Beko-Altus, bilgisayar donanım ve sarf malzemelerde ise kutulu-OEM gibi… Peki, bu sıralamalar neden yapıldı? Cevap: bu saydığımız ikinci markalar, geliri düşük ya da tutumlu-orta seviyede olan tüketiciler için , ilkinin güven ve kalitesiyle, üretilmekte ve pazarlanmaktadır.

Bu taktiğin dışında, firmalar ürettikleri ürünlerin özelliklerini, bir de fiyata göre değiştirirler. Örneğin; aynı otomobil üreticisinin markasının farklı motor hacimlerine, konfor ve donanımına göre sınıflandırılması; aynı buzdolabının hacminin ve soğutma işlevinin farklı olması; aynı çikolatanın yağının azaltılmışı; aynı yazılımın farklı özelliklere sahip sürümlerinin çeşitlendirilmesi gibi. Yine sınıflamada, esas belirleyici ekonomik durumdur ve aslında bu şekilde özgür olması gereken tüketici ihtiyacı, firmaların pazarlama ve fiyatlandırma faaliyetleriyle yönlendirilmektedir. Örneklere devam edelim; motor büyüklüğü 1200 silindirin altında olan binek araçları, daha farklı vergilendirildikleri için farklı; bu hacimden yukarı olanlar da gerek vergi oranının yükselmesi, gerekse bunu bilen üreticinin araca farklı donanımlar eklemesiyle fiyatı farklı olarak artar ve tüketici bütçesine göre hareket eder; eğer aracı illa alacaksa, önemli olan tatmin duygusudur.

Bir başka pazarlama ve satış tekniği ise, birbirine bağlı (yani birbirini tamamlayan) ürünlerden ana ürünün ambalajında, reklamında kendisini tamamlayanı tavsiye etmesidir. Örneğin; otomobil firmaları, araçlarında bilmem hangi petrol şirketinin ürünlerini; kimi beyaz eşya üreticileri, markalarının uzun süre verimli çalışması için şu deterjan firmasının sabunlarını; bilmem hangi un üreticisi şu kabartma tozunu; şu çay firması bu şekeri; gazetede tam sayfa reklamı çıkan dizüstü-masaüstü bilgisayar satıcısı, Microsoft Windows ürünlerini kullanmamızı tavsiye ederek, tamamlayıcı malların satışını yaptırırlar.

Bu, bilinçli ve tüketicinin tercihini yönlendirici bir satış tekniğidir. Bu teknik, özellikle de satın alma süreci içindeki tüketiciyi yönlendiren birinci unsur olan diğer tüketicilerin tavsiye, olumlu ve olumsuz görüşlerinden sonra gelir. Bu yönlendirme ile tüketici, tavsiye edilen tamamlayıcı malı ana ürün-hizmeti üreten firmanın güvenilirliğine, piyasadaki konumuna dayanarak satın alır.

 

Bu anlattıklarımızın tüketiciler üzerinde pratiğine gelince…

Bugünün insanları için, bilgisayarların her türlüsü vazgeçilmez bir nesnedir. Gerek iletişimleri, gerek kişisel, gerekse iş amaçlı her alanda kullanılmaları, -fişe takılmadığı veya karşısına biri oturmadığı zaman, adeta aptal kutusuna dönen bu aletleri- değerli ve vazgeçilmez yapmakta.

Teknoloji zinciri mağazalardan hazır olarak alınan dizüstü, masaüstü ya da NetBook her türlü bilgisayarlar, eve varıldığında çevre donanımlarının kasaya takılmasıyla anında kullanılır hale gelirler; tabii içlerinde, istisnasız tamamlayıcı ürün olarak yazılımların  ve kullanıcıların özgürlüğüne karşı olan Microsoft Windows işletim sistemi de çoktan kurulmuş olarak.

Yalnızca bilgisayarlar değil; birebir tüketici ile etkileşimli olan donanımlar da satın alındığında, şık kutularının içine kimi yazılım CD’leri koyarlar. Örneğin LG marka bir CD/DVD yazıcının yanında ücretli ve kaynak kodu kapalı bir yazılım olan Nero Burning Rom yazılımı; yeni anakartın kutusundan çıkan araç-gereç CD/DVD’si içinde PDF okuyucu olarak Adobe Acrobat Reader, koruma yazılımı olarak Norton Antivirüs, basit belge yönetimi için Microsoft Works yazılımı; alınan yeni bir yazıcıdan, fotoğraf makinesinden basit fotoğraf işleme, arşivleme işlemleri için ACDSee, Adobe Photoshop Elements gibi yazılımların çıkması hiç de şaşırtıcı değildir.

Bu yazılımlar, kullanıcı için bir armağan değildirler; aksine deneme sürümü olan bu yazılımlardan memnun kalırlarsa, süre sonunda satın almaları istenir. Eğer satın alınmazlarsa da kullanılmaya izin vermezler ve kendilerini kullanılmadıkları için sistemden kaldırmazlar da; belki karar değişir de satın alınırız diye. Bu tam anlamıyla donanım üreticilerinin ve bilgisayar satıcılarının tüketiciye dayatmasıdır. Hem dayatma, hem de seçeneklerin olmadığına inandırmalarıdır; dahası korku. Oysa serbest piyasada seçenek her zaman vardır; çünkü rekabet mevcuttur. Yanılıyor muyum yoksa?

Serbest piyasanın kitaplarda yazılı olmayan rekabet anlayışına göre, iyi ve kaliteli hizmet veren değil; ürünlerini tüketici ile buluşturacak olan zincir mağazalarla yapılan, yüklü paraların döndüğü pazar payı anlaşmalarını gerçekleştirenler kazanırlar ve gerçek (!) rekabeti yaparlar. Sizlerden de, bu dayatma sonucu zorla aldığınız kutulardan çıkan ya da sizden parası bilgisayar-donanım içinde alınan yazılımların, alanında rakipsiz, seçeneksiz ve üstün olduğuna inanmanızı beklerler.

Devam edersek, çoğu bilgisayar (dizüstü, masaüstü, NetBook ve el bilgisayarları) satın alındığında bilgisayar, üreticisi-satıcı-Microsoft arasında yapılan anlaşma gereği, önyüklemeli olarak Microsoft Windows’un güncel işletim sistemi ürünü ile satılır. Bugünlerde çoğu bilgisayar Windows 7 ile ya da bu sürüme ücretsiz (tabii ki ücretli; neticede MS Windows Vista ile parası peşinen ödendi) yükseltme ürünüyle satılmaktadır. Kimsenin size sormasına gerek yok; çünkü anlaşmada sizin fikir beyan etme seçeneğiniz yok.

Bilgisayarlar, yalnızca Microsoft Windows işletim sistemiyle çalışacak biçimde tasarlanmadıkları gibi, sadece bu sistemle çalışmaları, onların gerçek gücünü, verimliliğini ve işlevlerini gösterememelerine neden olmaktadır. Haliyle de bilgisayarın yalnızca bu işletim sistemiyle çalışacağının kullanıcının aklına kazınması, serbest piyasanın altın kuralı rekabet ve ürün-hizmetlerin seçeneklerinin çokluğuna da karşı gelmektedir. Yoksa Microsoft Windows, sahip olduğu bunca hükumetler arası ilişkilere,  sonsuz yazılı ve görsel basın desteğine, milyon dolarlar harcadığı pazarlama-satış-reklam-halkla ilişkiler stratejilerine, üretici ve satıcılarla yaptığı anlaşmalara rağmen hala kendisini Özgür Yazılım ve onun güzel bir ürünü olan GNU/Linux dağıtımlarıyla boy ölçüşemeyecek, rekabet edemeyecek denli güçsüz mü buluyor ki, serbest piyasa kurallarını işletmiyor?

 

Bilgisayar Eşittir Windows, İnternet eşittir “em es en” denklemi

Konu bütünlüğünü bozmadan eklemek gerekir ki, yıllardır insanlar, küçük-büyük ölçekli firmalar ve kurumlar, bilgisayarların sadece Microsoft firmasının bu alandaki ürünü olan Windows serisi işletim sistemleriyle çalışabileceğini sanmaktalar; artık akıllarında “bilgisayar eşittir Windows” denklemi kurulmuştur.

Bu denklemin oluşabilmesi için Microsoft firması, yıllardır tekel olmanın da avantajını kullanarak, piyasaya egemen olabilmek için gerek hükumetlerle(kamu kurum ve kuruluşlarının), gerekse işletmelerle sistem yenilemeleri gibi anlaşmalar yapmış; İnternet, bilgisayar ve yazılım alanında rakip olarak gördüklerini sindirmiş; donanım üreticileriyle olsun, yazılım (oyun ve üçüncü parti, paket program) üreticileriyle olsun, satıcılarla olsun, hazır bilgisayar üreticileriyle olsun yaptığı destek anlaşmalarıyla, pazar hakimiyetini bir başka rakibe yer vermeyecek biçimde kurmuştur.

Satın alınan her yeni donanımın kutusunda mutlaka “Microsoft Windows 98, 98 SE, XP, Vista, Seven, Mac Os 9.x ile uyumludur”, “DirectX 9.c desteği vardır” gibi açıklamalar vardır ki bu açıklamalar alınan teknolojik ürünü sattırır. Oysa bugün satılan tüm bilgisayarlar ve donanımları, ülkelere ve ticaret bölgelerine göre geçerli ve uyulması gereken bazı kısıtlamalara, desteklemelere uymak zorundadırlar. Burada ana ölçüt, tüketicinin aldığı ürünü verimli ve istediği gibi kullanmasıdır.

Bir CD/DVD okuyucu, illa Microsoft Windows işletim sistemi ile çalışacak değildir. İnternet’te yer alan birçok ev yapımı alet incelendiğinde, sayısal yayın alıcılarına yayın kaydedip çoğaltmak için, sabit disk ve CD/DVD okuyucu-yazıcı takılmış olduğu görülecektir. Hazır bir örnek ise; gelişen veri depolama aygıtları olan hafıza kartlarının da cep telefonlarından, DVD oynatıcılara dek kullanım alanın genişliğidir. Özellikle de “Microsoft Windows Vista ile uyumludur” etiketlerini, son bir buçuk yıldır, hemen her türlü bilgisayar donanım ve sarf malzemesinin üzerinde görmekteyiz. Bir LCD monitörün çalışmak için elektrik akımına ve göstereceği görüntünün kaynağına ihtiyacı vardır; Microsoft Windows Vista’ya değil. Bir örnek daha: görüntülü arama ve iletişim için vazgeçilmez olan İnternet kameraları (webcam) üzerinde ise, Microsoft Windows Live Messenger ile uyumludur etiketleri yer alır. Sonuçta kameranın da çalışma mantığı LCD monitör ile aynıdır.

Soru şu: Microsoft Windows Vista ile uyumlu olmayan donanımlar, fişe takıldığı zaman çalışmıyorlar mı? Daha önceki Microsoft Windows sürümlerinde nasıl çalışıyorlardı? Eğer çalışmazlar ise ne yapmak gerek; çöpe mi atılacak, sistemi mi güncellenecek, yoksa üzerine dantel işleme serilip evin bir köşesine mi konulacak?

Oluşturulan “tek bir sistemle çalıştırılabilir” etiketi ortaya çıkan faydayı sadece kendi ürününü sattırmak isteyen tekellerin seçenekleri dışlayıcı pazarlama faaliyetleri sonucudur. Yoksa kimse Microsoft firmasına aşık değildir.

Peki Microsoft ürünleri kullanıcıya fayda sağlıyor mu, ihtiyaçlarını karşılıyor mu? Yoksa sadece seçeneksiz ve cahil bir alışkanlık mı söz konusu? Bu soruya evet cevabını şeytanın ayrıntıdaki gizliliğini önemsemeden ve tarafsızmış gibi davranmadan cevaplamamız gerekir. Ancak bir soruyla: Microsoft başka fayda sağlayacak, ihtiyaçları giderecek yazılım firmaların ürünlerine yaşam hakkı tanıyor mu? Değil ürüne Microsoft’un evrensel standartları dahi kendi çıkarlarına yönelik olarak değiştirebileceğine şahit olmadık mı OOXML davası süresince?1

 

Özgür Yazılım ve GNU/Linux dağıtımları pratiğine gelecek olursak…

1983 yılında, Stallman’ın, yazılımların toplumların malı olduğu ve özgürce, kısıtlama olmaksızın ticari kaygılardan sıyrılması* (gerçektende; ticari kaygılarla bilim yapıldığını düşünebiliyor musunuz?) gerektiğini açıklayan manifestosuyla başlayan ve donanımlarla daha kolay anlaşmamızı sağlayan çekirdeğin (Kernel), Linus Torvalds tarafından bulunması ve sonuçta rekabetten hoşlanmayan, bilgisi ve bilimi kazanç amaçlı kullanan firmalardan korumak için GNU Genel Kamu Lisansı ile koruma altına alınmasından bugüne, Özgür Yazılım ve GNU/Linux dağıtımları, bir hayli yol aldılar.

Hatta artık bugün kendi aralarında yarışmaktalar ve tamamı ile insanlığa, bilginin gelişimine hizmet eden bir rekabet halini almıştır.

Dünya üzerinde satılan her bilgisayarda kurulu olmasa ve satılmasa da, GNU/Linux dağıtımlarını kullananların, sayısı gün be gün artmakta.  Alınan mesafe ve kullanıcı sayısının artmasında kuşkusuz itici unsur olan İnternet ile bilgisayarların ucuzlaması, her ikisine de erişimin kolaylaşmasının rolleri büyüktür.

Özgür Yazılım ve GNU/Linux dağıtımlarının devasa genel merkezleri, ülke ofisleri, satış temsilcileri, şık kutulu ürünleri yok* (Ubuntu’nun ShipIt hizmetiyle ücretsiz gelen şık kutulu kurulum CD’leri, SuSE’nin kalın el kitapçığıyla ve kutulu gelen paralı, ama kodlarına erişim tamamen mümkün…) Hatta bu hareketin tek gelir kaynağı bağışlar, satın alınan penye, gömlek, kupa, fincan, rozet, çıkartma, fare altlığı, küçük not defteri gibi ürünlerden oluşmakta.

Üstelik sürekli birbiriyle haberleşen topluluk gönüllüleri yaptıkları harcamaları da kendileri karşılamaktalar. Kimse onlara yerelleştirme ve geliştirme çalışmaları, sürüm denemeleri için bilgisayar hediye etmiyor, evlerine internet bağlamıyor!

Belki de gerçekten de bu denli güçlü olmalarının, verimli çalışmalarının, eksiklerini hızlı kapatmalarının, desteklerinin hızlı olmasının ve özgürlüklerinin, yaratıcılıklarının tek nedeni, yazılımların özgürlüğüne inanmaları ve bu uğurda mücadele etmeleri.

Mücadele kime mi karşı? Yazılımların özgürlüğüne karşı gelen ve içeriklerini, kaynağını paylaşmayı reddeden, evrensel bilgi birikimini kendi ticari amaçları için el koyan yazılım firmalarına, tekellere ve piyasada ayakta kalıp pazardan pay kapmak uğruna, bu tekellerle asalak bir ilişki kuran donanım üretici ve satıcılarına karşıdır. Bir de Özgür Yazılım’ı ve fikri mülkiyet haklarının topluma verilmesini amaçlayan Genel Kamu Lisansı’nı, kanser gibi gören ve de bu betimlemeye destek olan kimi medya organlarına (özellikle de bilişim, bilgisayar dergileri* -artık internetin gelişmesi ve donanımlara erişimin uygun hale gelmesiyle sadece reklamdan ibaret hale gelmişlerdir günümüzde-) karşıdır.

Üstelik mücadeleleri, kutsal olan bir görevi de kapsamaktadır. Serbest piyasanın tekelleşme olgusu karşısında seçeneksizleştirdiği yazılım ve işletim sistemi pazarında;

  • özgür,

  • kaliteli,

  • güvenilir,

  • verimli,

  • ücretsiz,

  • erişilebilir,

  • şeffaf

yazılımlar ve işletim sistemlerinin olduğunu kullanıcılara anlatmak, tanıtmak, benimsetmek ve her koşulda verimli kullanım için yardımcı olmak.

Bilgisayar eşit değildir Windows ve eşit değildir GNU/Linux, Apple MacOs X; ne de bir başka işletim sistemi. Evrendeki her işimizi yapan, verimlilik-eğlence-öğrenme sağlayan bu araçlar, çok yönlüdürler iyi derlenmiş, verimli ve çalışabilir hale getirilmiş her türlü işletim sistemini çalıştırabilirler.

Kısacası yazılımların özgürlüğü eşittir bilgisayarların özgürlüğü! Bu ikisinin gerçekleşmesi ise insanın özgürlüğüne kapıyı açacaktır.


İstanbul, Şubat 2010

bilgi@ozguryazilimsendikasi.org


Lisanslar:

Makalenin tüm içeriği GNU/GPL 32 ve Creative Commons (by-nc-sa)3 ile lisanslanmış olup içeriği haber verilmek ve yeniden GNU/GPL ve Greative Commons (by-nc-sa) ile lisanslanmak koşuluyla kopyalanabilir, düzenlenip değiştirilebilir, atıfta bulunulabilir, yeniden dağıtılabilir.

 

Dipnotlar:

1OOXML’e Karşıyız! http://www.ozgurlukicin.com/ooxml/

2GNU Genel Kamu Lisansı sürüm 3′ün gayri resmi Türkçe çevirisi için Pardus Viki ekibine teşekkürler: http://tr.pardus-wiki.org/GNU_GPL_%28Genel_Kamu_Lisans%C4%B1%29_S%C3%BCr%C3%BCm_3_Gayr%C4%B1resm%C3%AE_%C3%87evirisi

3Creative Commons (by-nc-sa): Bu lisansa sahip eseri kopyalayabilirsiniz, üzerinde değişiklik yapıp yenisini üretebilirsiniz. Sağlanması gereken üç şart var. İlki, eserin tüm kopyalarında eserin ilk sahibinin belirtilmesi. İkincisi, eserin hiçbir kopyası ya da eserden üretilmiş yeni eserlerin hiçbirisinin ticari ortamda kullanılmaması. Üçüncüsü, eserin tüm kopyalarında ya da eserden üretilmiş yeni eserlerde de aynı lisansın kullanılmaya devam edilmesi.http://tr.wikipedia.org/wiki/Creative_Commons

Yoksa hata mı ettik? Zalimin zulmü kabullenilmeli mi?

Bu makale takip ettiğim ve bir zamanlar e-dergi projesinde yer aldığım Ubuntu Türkiye oluşumunun forumunda yer alan “Windows’u iade etmek” adlı başlıkta DevilTUX (ve diğer cevabı) adlı üyenin yazdığı cevap ve açıklamalar (aslında kendi fikrini beyan etmesi de diyebiliriz) üzerinde yazılmıştır.

Dileyenler ilgili başlığı öncesinden okuyabilir: Windows’u iade etmek.


DevilTUX’un  mantığından yürüyecek olursak inandığımız ve çaba harcadığımız tüm değerler yalanmış: yani Özgür Yazılım!

Donanım üreticileri ile BT firmalarının kaynak kodunun kapalılığını ve bilginin ticarileştirilip satılmasını ana amacı olan Microsoft gibi firmalarla anlaşma yapıp tüketicinin özgürlüğünü kısıtlamaktalar; bu ise yaratıcılığa bir darbedir.

Kaldı ki, DevilTUX’un mantığı ile hareket edersek özgürlüğümüz paraya kurban gider. Nihad Karslı’nın verdiği mücadele alanında bireysel değil hepimizi kapsar ve hepimizin çıkarına, yararınadır. Bu mantıkla; 40 TL mi yoksa 1500 TL mi?; özgürlüğümüz ki, fiyatı yoktur, emsalsiz ve tekildir; paketlenip satın alınabilir hale getirilmektedir. Özgürlüktür bu kolayca vazgeçilemez, hele ki paraya takas edilemez. Çünkü yerine ikame edilecek başka bir değer yoktur.

Bu mantıkla ne Ubuntu kullanılmalı, ne Debian, ne Arch ne de Özgür Yazılım ve diğer GNU/Linux dağıtımları. Hatta bu evrende yer dahi alınmamalıdır.

İnsanların yapmaya bayıldığı en kolay şey vazgeçip zoru görünce zorbalığı kabullenmektir. Eğer GNU/Linux dağıtımları donanım üreticileri ve BT üreticilerinin ürettiği ürünlerdeki ileri uygulama ve tekniklere cevap veremiyorsa bugün bu bizim suçumuz olduğu kadar kendisini ve daha da önemlisi bilimi, teknolojiyi ve insanlığın bilim ve aydınlanma, ilerleme yolundaki tüm birikimlerini kaynak kodunun kapalılığını ana ilke ve kar amacı bellemiş firmalara kurban etmesidir. Çünkü bu firmalar daima kurban ister ve bu kurban bugün DevilTUX’un mantığı olmuştur, Özgür Yazılım olmuştur, GNU/Linux dağıtımlarını kullanan insanlar olmuştur, özgürlüğümüz ve bilimin gelişimini sürdürüp koruyan insanlar, gönüllüler olmuştur.

Tarih, gelişemeyen ve aklını, bilimini, özgürlüğünü kar hırsından başka bir şey görmeyan ulusların yok oluşlarıyla, sömürülmeleri, geri kalmışlıklarıyla doludur ve bu yazılan gerçek daima özgürlüklerin yok edilmesiyse sonuçlanmıştır.

Microsoft Windows, donanım üreticileri ve teknoloji zincir mağazaları Avukat Nihad Karslı’nın bizler adına yaptığı bu girişim neticesinde büyük yara almış olduğu gibi olayı adeta değil ayan beyan örtbas etmiştir. Hiç gördünüz mü ulusal gazete ve basında bu yenilgi ve bizim için zafer hakkında ufak bir haber? Gözününe “korsan Windows” kullanmayın ceza alırsınız reklamları, BSA’nın tehditleri çarparken ve bu karlı reklam pastasından medya pay kapmak için uğraşırken neden böylesine kardan edici bir haber kitlelere ulaşsın ki? Reklam keseleri şimdiden açıldı ve de karalama ve yalanlama kampanyaları da.

Windows bilgisayarlar için tamamlayıcı bir üründür ve iktisatta da pazarlamada da bunun adı budur. Çay ve şeker, otomobil ve lastik, diş macunu ve diş fırçası gibi. Bir bilgisayar elektronik bir cihazdır ve çalışması için fişe takılıp enerji alması yeterlidir. İlla da Windows ya da başka bir sistem olmasına gerek yoktur. Dolayısıyla kimse sizi bakkaldan çay alırken yanında şeker satın almanız için zorlamaz; araba alırken de lastik almak zorunda kalırsınız ama bu sizin için seçenekli bir zorunluluktur ve sıkı pazarlık dahilinde lastiklerini dahi almayabilir ya da fiyattan düşerek kendi lastiklerinizi taktırabilirsiniz. Ama bilgisayarınızın sizinle iletişime geçebilmesi için binlerce seçenek var. Tüm bu seçenekler de Özgür Yazılım dünyasında mevcut.

Donanım üreticilerinin kullanacağınız ya da kullanmayacağınız basit düğmeler ya da yazılımlar için kaynak kodunun kapalılığını esas ilke benimseyen ve özgürlüğünüze düşman işletim sistemleri ve yazılımlara mahkum ediyorsa bu durumu kabullenmek sizin baştan yenildiğinizi gösterir. Bu kabulleniş Özgür Yazılımın güç kaybetmesi demek olduğu gibi sizin ihtiyaçlarınızın özgürlüğünüze düşman olanlarca yine sizin özgürlüğünüzün kısıtlı bir şekilde serbest bırakılması ve zamanla yine, ama bu sefer çok daha büyük oranda kısıtlanması demektir. Bundan; çok değil 5 yıl önce de; dizüstü bilgisayar kullanıyordunuz ve üzerinde kapalı kaynak kodlu, özgürlüğe düşmen bir işletim sistemi ve ihtiyaçlarınız o günün şartlarına göreydi. Bugün yine dizüstü bilgisayar kullanıyorsunuz; belki aynısı belki daha iyi ve yenisini; ihtiyaçlarınız bugünün şartlarına göre değişik ve ileri safhada. Kullandığınız yine kaynak kodu kapalı ve özgürlüğümüze düşman bir işletim sistemi. Kullanmanızın nedeni ise tamamı ile zorunluluk. Çünkü donanım üreticisinin size yenilik olarak sunduğu işlevleri kullanmanız kısıtlamaktadır özgürlüğünüzü, hareket alanınızı.

Promosyon, ücretli ya da hiçbiri. Önemli olan verilirek özgür irade ve düşüncemizin sakatlanması, esaret altına alınıp sınırlandırılmasıdır ki, bu bilerek yapılmakta.

Peki, aynı bedava dağıtma tasarrufunu ücretsiz dağıtılan ücretsiz Özgür Yazılım için neden yapmamakta donanım üreticileri ve neden ısrarla hayatımızı kolaylaştıracak, devrim yaratacak, verimlilik sağlayacak teknolojilerini bedel ödemeksizin erişilebilir hale getirmiyorlar da illa Microsoft Windows işletim sistemleri ile çalışır olarak tasarlıyorlar.

Önemli olan sorunsal, ürünün ücretsiz ya da sıfır maliyete yakın dağıtılması değil yanında sorularak sunulmamasıdıır, zorla satılmasıdır. Çünkü çay alırken kimse size illa da şeker alacaksınız diye bakı yapmıyor; bildiğiniz kalite de ve ihtiyacınız olduğu bildiğiniz için alıyorsunuz.

Unutmayın ki bilim ve bilgi üretimi tek bir alıcı için yapılmaz, hele ki bir zümre için asla yapılmaz!

Eğer yolunda gitmeyen bir şey varsa ve de yetersiz kalan Özgür Yazılımın donanımlarda ve BT üzerinde bu donanım üreticileri ve BT’nin hala kaynak kodunun kapalılığını esas ilke benimseyen işletim sistemi üreticilerine kendilerini kaptırması (neticede ürünlerinin satışını o sağlamaktadır) ve Özgür Yazılıma, GNU/Linux dağıtımlarına yüz ve umut vermemesidir. Neden versinler ki? Özgür Yazılım kar amacı gütmediği gibi özgürdür ve dilediğince kopyalanır, çoğaltılır ve dağıtılabilir; hem de milyonlarca kez! Bu kapitalizmin sevmediği bir şeydir. Kapitalizm özgürlüğü salam dilimleri gibi dağıtır: ince ince. Ama topluca alır ve inanın ne kadar salam dilimi verirse versin size, siz hala onun tutsağısınızdır.

“Her şey özgürlük için” ise bu zalimin zulmünü kabullenerek olmamalıdır. İnsan karanlığın en yoğun olduğu vakitlerde dahi bir çıkış yolu bulur ve bu çoğu kez şafak sökerken olur; çünkü o vakit karanlık en yoğun noktasındadır. Bir şey yapmaksızın bir şeyler yapıyor gözükerek ve her iki tarafın olumlu olumsuz yanlarını açıklayıp gri alanlarda gezinmek bazı şeylerin esaretinden hala soyutlanamadığımızı gösterir. İnsanın tarafı kesin ve net olmalı ve savunduğu değer ve idealin, fikir akımının yanında bulunmalı ve kusursuz hiçbir şeyin olmadığı gerçeğini bilerek savunup inandığı değer ve idealin açıklarını kendi eleştirel gözü ile bulup onarmaya, düzeltmeye ve eksiklerini kapatmaya çalışmalı, çaba harcamalı ve öğrenmeli; gerekirse bizim bu açığımız var ve düzeltmek için çalışıyoruz demeli ama asla zalimin zulmünü kabullenmemeli,  tavsiye de etmemeli. Bu ihanettir inandığı davaya.

Pardus-Linux.org edergi 17. Sayı yayınlandı!


Pardus-Linux.org oluşumunun GNU/Linux ve Özgür Yazılım üzerine yayınlayıp kazandırdığı dergisi 17. sayısı ile dünyamıza yeni bir katkı sağladı.

Derginin içindekiler kapağında yer alıyor; indirip okumanızı tavsiye ederim. Her geçen sayı daha da yetkinleşmekte dergi. Bu sayı da gözümüze çarpan gerek içerik gerekse kalite ve makalelerin doyuruculuğu.

Tipik yazılım ve oyun incelemelerinin yanı sıra Django’nun ağırlığı tüm dergide hissediliyor. Özellikle de Django yazılarını hazırlayan Onur Tuna ve Muslu Yüksektepe’ye çalışmaları için teşekkürler. Armağan Can’da anlamadığım bir konu olan yazılım geliştirmeyi bu sefer C dili üzerinde ele almış; tebrikler. Uygulama ve oyun tanıtımında ise Erdem Artan ve Hamit Giray Nart’a, Firefox yazısında ise Mehmet Gültaş’a da ayrı ayrı teşekkür etmek şart. Hamit ve Erdem ikilisine kitap incelemesi için de teşekkürler.

Kapak ise tek kelime ile mükemmel, iç içe geçek hiçbir şey yok. Eline sağlık Gürhan!

Sitemizin yazarlarından Kemal Karataş’ın da günümüzün internet ilahı ve hepimizin dostu ilan edilen (Google is your best friend!) Google üzerine kaleme aldığı makalelerini bir yere not edin; gayet başarılı iki makale çünkü.

Benim kaleme aldığım makaleyi ise burada anlatmak bana düşmeyecektir ve takdiri yine okurlara bırakıyorum. Şunu söyleyebilirim ki, çok yönlü bir makale oldu bilim, bilişim, eğitim ve devletin bu üçü için vizyonsuzluğu üzerine.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne selam eden Pardus-Linux.org edergi 17. Sayı’yı indirmek ve hakkındaki yorumları okumak için aşağıdaki bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz: Pardus-Linux.org eDergi 17. sayı


Her zaman olduğu gibi Pardus-Linux.org eDergi katkılarınızı beklemekte: 18. sayı hazırlıklarına katılın!


Bu sayıyı bize ulaştıran ve Özgür Yazılım dünyasına katkıda bulunan aşağıda ismi yazılı herkese teşekkürü borç bilirim:

Armağan Can, Aydın Bez, Erdem Artan, Gürhan Şükrüoğlu, Hamit Giray Nart, Kemal Karataş, Melike İteralp, Muslu Yüksektepe, Onur Tuna, Uğur Çaylık ve tüm Pardus-Linux.org üyeleri.