Posts tagged ‘internet’

Yoksa hata mı ettik? Zalimin zulmü kabullenilmeli mi?

Bu makale takip ettiğim ve bir zamanlar e-dergi projesinde yer aldığım Ubuntu Türkiye oluşumunun forumunda yer alan “Windows’u iade etmek” adlı başlıkta DevilTUX (ve diğer cevabı) adlı üyenin yazdığı cevap ve açıklamalar (aslında kendi fikrini beyan etmesi de diyebiliriz) üzerinde yazılmıştır.

Dileyenler ilgili başlığı öncesinden okuyabilir: Windows’u iade etmek.


DevilTUX’un  mantığından yürüyecek olursak inandığımız ve çaba harcadığımız tüm değerler yalanmış: yani Özgür Yazılım!

Donanım üreticileri ile BT firmalarının kaynak kodunun kapalılığını ve bilginin ticarileştirilip satılmasını ana amacı olan Microsoft gibi firmalarla anlaşma yapıp tüketicinin özgürlüğünü kısıtlamaktalar; bu ise yaratıcılığa bir darbedir.

Kaldı ki, DevilTUX’un mantığı ile hareket edersek özgürlüğümüz paraya kurban gider. Nihad Karslı’nın verdiği mücadele alanında bireysel değil hepimizi kapsar ve hepimizin çıkarına, yararınadır. Bu mantıkla; 40 TL mi yoksa 1500 TL mi?; özgürlüğümüz ki, fiyatı yoktur, emsalsiz ve tekildir; paketlenip satın alınabilir hale getirilmektedir. Özgürlüktür bu kolayca vazgeçilemez, hele ki paraya takas edilemez. Çünkü yerine ikame edilecek başka bir değer yoktur.

Bu mantıkla ne Ubuntu kullanılmalı, ne Debian, ne Arch ne de Özgür Yazılım ve diğer GNU/Linux dağıtımları. Hatta bu evrende yer dahi alınmamalıdır.

İnsanların yapmaya bayıldığı en kolay şey vazgeçip zoru görünce zorbalığı kabullenmektir. Eğer GNU/Linux dağıtımları donanım üreticileri ve BT üreticilerinin ürettiği ürünlerdeki ileri uygulama ve tekniklere cevap veremiyorsa bugün bu bizim suçumuz olduğu kadar kendisini ve daha da önemlisi bilimi, teknolojiyi ve insanlığın bilim ve aydınlanma, ilerleme yolundaki tüm birikimlerini kaynak kodunun kapalılığını ana ilke ve kar amacı bellemiş firmalara kurban etmesidir. Çünkü bu firmalar daima kurban ister ve bu kurban bugün DevilTUX’un mantığı olmuştur, Özgür Yazılım olmuştur, GNU/Linux dağıtımlarını kullanan insanlar olmuştur, özgürlüğümüz ve bilimin gelişimini sürdürüp koruyan insanlar, gönüllüler olmuştur.

Tarih, gelişemeyen ve aklını, bilimini, özgürlüğünü kar hırsından başka bir şey görmeyan ulusların yok oluşlarıyla, sömürülmeleri, geri kalmışlıklarıyla doludur ve bu yazılan gerçek daima özgürlüklerin yok edilmesiyse sonuçlanmıştır.

Microsoft Windows, donanım üreticileri ve teknoloji zincir mağazaları Avukat Nihad Karslı’nın bizler adına yaptığı bu girişim neticesinde büyük yara almış olduğu gibi olayı adeta değil ayan beyan örtbas etmiştir. Hiç gördünüz mü ulusal gazete ve basında bu yenilgi ve bizim için zafer hakkında ufak bir haber? Gözününe “korsan Windows” kullanmayın ceza alırsınız reklamları, BSA’nın tehditleri çarparken ve bu karlı reklam pastasından medya pay kapmak için uğraşırken neden böylesine kardan edici bir haber kitlelere ulaşsın ki? Reklam keseleri şimdiden açıldı ve de karalama ve yalanlama kampanyaları da.

Windows bilgisayarlar için tamamlayıcı bir üründür ve iktisatta da pazarlamada da bunun adı budur. Çay ve şeker, otomobil ve lastik, diş macunu ve diş fırçası gibi. Bir bilgisayar elektronik bir cihazdır ve çalışması için fişe takılıp enerji alması yeterlidir. İlla da Windows ya da başka bir sistem olmasına gerek yoktur. Dolayısıyla kimse sizi bakkaldan çay alırken yanında şeker satın almanız için zorlamaz; araba alırken de lastik almak zorunda kalırsınız ama bu sizin için seçenekli bir zorunluluktur ve sıkı pazarlık dahilinde lastiklerini dahi almayabilir ya da fiyattan düşerek kendi lastiklerinizi taktırabilirsiniz. Ama bilgisayarınızın sizinle iletişime geçebilmesi için binlerce seçenek var. Tüm bu seçenekler de Özgür Yazılım dünyasında mevcut.

Donanım üreticilerinin kullanacağınız ya da kullanmayacağınız basit düğmeler ya da yazılımlar için kaynak kodunun kapalılığını esas ilke benimseyen ve özgürlüğünüze düşman işletim sistemleri ve yazılımlara mahkum ediyorsa bu durumu kabullenmek sizin baştan yenildiğinizi gösterir. Bu kabulleniş Özgür Yazılımın güç kaybetmesi demek olduğu gibi sizin ihtiyaçlarınızın özgürlüğünüze düşman olanlarca yine sizin özgürlüğünüzün kısıtlı bir şekilde serbest bırakılması ve zamanla yine, ama bu sefer çok daha büyük oranda kısıtlanması demektir. Bundan; çok değil 5 yıl önce de; dizüstü bilgisayar kullanıyordunuz ve üzerinde kapalı kaynak kodlu, özgürlüğe düşmen bir işletim sistemi ve ihtiyaçlarınız o günün şartlarına göreydi. Bugün yine dizüstü bilgisayar kullanıyorsunuz; belki aynısı belki daha iyi ve yenisini; ihtiyaçlarınız bugünün şartlarına göre değişik ve ileri safhada. Kullandığınız yine kaynak kodu kapalı ve özgürlüğümüze düşman bir işletim sistemi. Kullanmanızın nedeni ise tamamı ile zorunluluk. Çünkü donanım üreticisinin size yenilik olarak sunduğu işlevleri kullanmanız kısıtlamaktadır özgürlüğünüzü, hareket alanınızı.

Promosyon, ücretli ya da hiçbiri. Önemli olan verilirek özgür irade ve düşüncemizin sakatlanması, esaret altına alınıp sınırlandırılmasıdır ki, bu bilerek yapılmakta.

Peki, aynı bedava dağıtma tasarrufunu ücretsiz dağıtılan ücretsiz Özgür Yazılım için neden yapmamakta donanım üreticileri ve neden ısrarla hayatımızı kolaylaştıracak, devrim yaratacak, verimlilik sağlayacak teknolojilerini bedel ödemeksizin erişilebilir hale getirmiyorlar da illa Microsoft Windows işletim sistemleri ile çalışır olarak tasarlıyorlar.

Önemli olan sorunsal, ürünün ücretsiz ya da sıfır maliyete yakın dağıtılması değil yanında sorularak sunulmamasıdıır, zorla satılmasıdır. Çünkü çay alırken kimse size illa da şeker alacaksınız diye bakı yapmıyor; bildiğiniz kalite de ve ihtiyacınız olduğu bildiğiniz için alıyorsunuz.

Unutmayın ki bilim ve bilgi üretimi tek bir alıcı için yapılmaz, hele ki bir zümre için asla yapılmaz!

Eğer yolunda gitmeyen bir şey varsa ve de yetersiz kalan Özgür Yazılımın donanımlarda ve BT üzerinde bu donanım üreticileri ve BT’nin hala kaynak kodunun kapalılığını esas ilke benimseyen işletim sistemi üreticilerine kendilerini kaptırması (neticede ürünlerinin satışını o sağlamaktadır) ve Özgür Yazılıma, GNU/Linux dağıtımlarına yüz ve umut vermemesidir. Neden versinler ki? Özgür Yazılım kar amacı gütmediği gibi özgürdür ve dilediğince kopyalanır, çoğaltılır ve dağıtılabilir; hem de milyonlarca kez! Bu kapitalizmin sevmediği bir şeydir. Kapitalizm özgürlüğü salam dilimleri gibi dağıtır: ince ince. Ama topluca alır ve inanın ne kadar salam dilimi verirse versin size, siz hala onun tutsağısınızdır.

“Her şey özgürlük için” ise bu zalimin zulmünü kabullenerek olmamalıdır. İnsan karanlığın en yoğun olduğu vakitlerde dahi bir çıkış yolu bulur ve bu çoğu kez şafak sökerken olur; çünkü o vakit karanlık en yoğun noktasındadır. Bir şey yapmaksızın bir şeyler yapıyor gözükerek ve her iki tarafın olumlu olumsuz yanlarını açıklayıp gri alanlarda gezinmek bazı şeylerin esaretinden hala soyutlanamadığımızı gösterir. İnsanın tarafı kesin ve net olmalı ve savunduğu değer ve idealin, fikir akımının yanında bulunmalı ve kusursuz hiçbir şeyin olmadığı gerçeğini bilerek savunup inandığı değer ve idealin açıklarını kendi eleştirel gözü ile bulup onarmaya, düzeltmeye ve eksiklerini kapatmaya çalışmalı, çaba harcamalı ve öğrenmeli; gerekirse bizim bu açığımız var ve düzeltmek için çalışıyoruz demeli ama asla zalimin zulmünü kabullenmemeli,  tavsiye de etmemeli. Bu ihanettir inandığı davaya.

Pardus-Linux.org edergi 17. Sayı yayınlandı!


Pardus-Linux.org oluşumunun GNU/Linux ve Özgür Yazılım üzerine yayınlayıp kazandırdığı dergisi 17. sayısı ile dünyamıza yeni bir katkı sağladı.

Derginin içindekiler kapağında yer alıyor; indirip okumanızı tavsiye ederim. Her geçen sayı daha da yetkinleşmekte dergi. Bu sayı da gözümüze çarpan gerek içerik gerekse kalite ve makalelerin doyuruculuğu.

Tipik yazılım ve oyun incelemelerinin yanı sıra Django’nun ağırlığı tüm dergide hissediliyor. Özellikle de Django yazılarını hazırlayan Onur Tuna ve Muslu Yüksektepe’ye çalışmaları için teşekkürler. Armağan Can’da anlamadığım bir konu olan yazılım geliştirmeyi bu sefer C dili üzerinde ele almış; tebrikler. Uygulama ve oyun tanıtımında ise Erdem Artan ve Hamit Giray Nart’a, Firefox yazısında ise Mehmet Gültaş’a da ayrı ayrı teşekkür etmek şart. Hamit ve Erdem ikilisine kitap incelemesi için de teşekkürler.

Kapak ise tek kelime ile mükemmel, iç içe geçek hiçbir şey yok. Eline sağlık Gürhan!

Sitemizin yazarlarından Kemal Karataş’ın da günümüzün internet ilahı ve hepimizin dostu ilan edilen (Google is your best friend!) Google üzerine kaleme aldığı makalelerini bir yere not edin; gayet başarılı iki makale çünkü.

Benim kaleme aldığım makaleyi ise burada anlatmak bana düşmeyecektir ve takdiri yine okurlara bırakıyorum. Şunu söyleyebilirim ki, çok yönlü bir makale oldu bilim, bilişim, eğitim ve devletin bu üçü için vizyonsuzluğu üzerine.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne selam eden Pardus-Linux.org edergi 17. Sayı’yı indirmek ve hakkındaki yorumları okumak için aşağıdaki bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz: Pardus-Linux.org eDergi 17. sayı


Her zaman olduğu gibi Pardus-Linux.org eDergi katkılarınızı beklemekte: 18. sayı hazırlıklarına katılın!


Bu sayıyı bize ulaştıran ve Özgür Yazılım dünyasına katkıda bulunan aşağıda ismi yazılı herkese teşekkürü borç bilirim:

Armağan Can, Aydın Bez, Erdem Artan, Gürhan Şükrüoğlu, Hamit Giray Nart, Kemal Karataş, Melike İteralp, Muslu Yüksektepe, Onur Tuna, Uğur Çaylık ve tüm Pardus-Linux.org üyeleri.


Bilgisayar Kapsar İnsan Yaşamını Bölüm iki Bilişim Okur-Yazarlığının Neresindeyiz?

Günümüzde bilişim teknolojileri ve bilginin gelişimi baş döndürücü bir hızla ilerlemekte. Artık sanayi devrimini geride bıraktığımız aşikâr; bilgi toplumu ve bilgi ekonomisi olma yolunda emin adımlarla ilerlemekteyiz.

Bugün Nisan ayı boyunca ülkemize internetin gelişinin on altıncı yıl kutlamaları çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarınca, üniversitelerce, özel internet servis sağlayıcılarınca kutlanacak; ama tüm bu kutlamalar bizim hâlâ bilişim okur-yazarlığımızın yeterince gelişmiş olmaması, interneti ve bilgisayarları yeterince verimli, işlevsel ve özgürce kullanamadığımız gerçeğini gizleyemeyecek.

Neticede bilişim okur-yazarlığı çıtasının yükselmesi ülkede uygulanan eğitimin düzeyiyle ölçülmekte; bugün İsveç gibi bir ülke 2015 yılında internette lider olma hedefini oluşturmuş ve ülke çapında bu hedefe yönelik plan, proje ve tanıtımlar yapmaya başlamışsa boşuna değildir verilecek bu çaba.

Dünya hâlâ sanayi toplumundan (emek yoğun çalışma şeklinden) bilgi toplumuna doğru geçişin (düşünce-yaratıcılık-akıl yoğun emek) geçişin sancılarını yaşıyor. Temel üretim faktörleri arasında artık bilgi de yer aldığı gibi artık diğer faktörler bilgiye bağımlı olmuştur. Çünkü bağımsız, eğitimli, bilgi-beceri-birikimi yüksek yaratıcı birey artık üretim sürecinin itici gücüdür. Ancak bu itici gücü; iç çevre koşulları ne kadar olumlu ve uygun olursa olsun; sınırlayan dış çevre koşulları fazlasıyla mevcuttur.

Bunlar arasında ülkenin eğitim politikaları, ekonomik koşullar ve ekonomide nerede bulunulmak istenildiğinin açık ve kesin planları ile bilginin kullanılabilirliği, üretimi ve sahipliği önemlidir. Özellikle de bilginin üretilmesi ve kullanışlı bir şekilde bilimin, toplumun, insanlığın hizmetine sunulması; ekonomik bir varlık haline gelip katma değer yaratması (yenilik, farklılık) için ulusun bilgi toplumu aşamasına gelmesi, dahası bilişim okur-yazarlık seviyesinin de yüksek olması gerekir. Bu koşullar sağlanmadığı zaman toplum ancak bilişim tüketicisi olur ki, bu dışa bağımlılığı arttırır; dışarıdan alınan bilişim ürünleri ve teknolojileriyle üretilen her türlü bilginin de güvenilirlik derecesini de düşürür.

Genel olarak bakıldığında ülkemizde son 10 yıl içinde bilişim ürün ve hizmetlerini satan, pazarlamasını yapan teknolojik marketlerin firma ve mağaza sayılarında ciddi artışlar söz konusu. Bunu artan mağaza sayılarından, çeşitli alanlarda verdikleri reklâmlardan anlamak pekâlâ olası; bunlara birde ödeme seçenek ve araçlarının da çeşitliliği etkendir.

Peki, bu kötü bir gelişme midir? Hayır; ancak ödeme seçeneklerinin çeşitlenmesi, seri üretimler ve her üretilen modelin kısa süre içinde bir üst modelinin geliştirilip piyasaya verilmesi, satıcı firmanın mali yapısının sağlamlığıyla fiyatlar aşağıya düşerken, yığınla reklâm ve indirim yapılırken tüketici gerçekten ihtiyacı olanı almak, kendisini bilişim okur-yazarı yapacak eylemler yerine salt tüketici haline koyan davranışlarda bulunur.

Maalesef son tüketiciye bilişim ürün ve hizmetlerini ulaştıran teknolojik marketler insanları bilişim okur-yazarı yapmaktan uzak sadece tüketmeye yönlendirir. Örneğin hangi teknoloji mağazasında bilgisayar, bilgi, bilişim, ,işletim sistemleri, paket uygulamalar, donanımlar ve arızaları üzerine ya da temel bilgi teknolojilerine yönelik kaynak, başvuru kitabı satıldığını gördünüz? Ama bol miktarda teknolojik oyuncak diye tabir edilen yenilikçi ürünlerin tanıtıldığı, kapalı kaynak kodlu ve özgürlüğe karşı işletim sisteminin nasıl iyileştirileceği hakkında ezber ve tekrar yazıların anlatıldığı bolca derginin satıldığını görebilirsiniz. Hatta bırakınız kitapların satıldığını bu konular üzerine bilgi sahibi olan çalışanlara dahi rastlayamazsınız. Çalışanların bildiği tek şey ilgili oldukları, kendilerine satış hedefi verilen ürün hakkındaki ezbere bilgilerdir, başka bir şey değil.

Bu köşeyi okuyanlar bilir; yazılarımın merkezi daima insan, bilgi ve özgürlüktür. Diğer yazılarımda vurguladığımı tekrarlamakta bir sakınca görmüyorum anımsatma açısından: İnsanın biricik amacı yaşamaktır ve yaşayabilmesi için de tüketmesi; tüketebilmesi için bir şeylere sahip olması ve bugün sahip olacağı ürün ve hizmetlere ulaşabilmesi için ise para kazanması, bunun için ise çalışması gerekmektedir. Bu bir doğal zorunluluktur; yaşayabilmek ve ihtiyaçlarımızı karşılayabilmenin zorunluluğu.

Ancak bugün insanlar ihtiyaçlarını belirleyip karşılama işlemini tamamı ile yaşamsal zorunlulukların belirlemesine değil, piyasanın, kapitalizmin belirlemesine bırakmıştır. Bizim için bu konuda önemli olan teknolojik ihtiyaçların reklâmlar, fiyat indirimleri, ödeme seçeneklerinin artmasıyla insanların ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade sadece sahip olma amacına dönmüştür. Bu ise bilişim okur-yazarlığı olma yolunda önemli bir kayıptır.

Özellikle de bilginin üretildiği başlıca araç olan bilgisayarların satışının yapıldığı teknolojik marketlerde donanım kurulumun yapılı bir şekilde yerilmesi artı sayılabilirken kapalı kaynak kodlu ve özgür yazılım felsefesine düşman işletim sisteminin fiyata dâhil edilerek kullanıcıya satın almama hakkı dahi bırakılmadan satılması tüketicinin bilgisayar eşiitr Windows denkleminde hapsolmasına yol açmaktadır.

Bu denklem tüketicinin aklına satın adlığı bilgisayarda sadece kapalı kaynak kodlu ve özgür yazılım felsefesine karşı olan Microsoft firmasının bir ürünü olan Windows işletim sisteminden başka bir şeyin (şey diyorum çünkü tüketici işletim sisteminin de çoğu kez ayırdında ve işlevinin ne olduğunu değildir) çalışmayacağını yerleştirir. Dolayısıyla tüketici bu noktadan sonra üretilmiş bilgileri kullanmak, paylaşmak, çoğaltmak ve yeniden üretmek için ücretsiz ve de özgür seçeneklerinin olmasına karşın kendisine tüm zaaf ve açıklarıyla türünün ve sınıfının en iyisiymişçesine anlatılan, bellitilen üstelik ücretli işletim sistemini kullanır.

Aslında bilgisayar denilen alet ev kullanımı için tamamıyla bir “aptal kutusu”dur ki, onu akıllı yapan kullanıcının marifeti ve ihtiyaçlarını belirlemesidir. Daha önceki yazılarımızda vurguladığımız gibi çalışma yaşamı dışında insanlar negatif eğimli arz eğrisinin de gösterdiği üzere  sosyal yaşamlarını güçlendirecek işlerle meşgul olurlar: aile, gezmek, internette gezinmek, bilgisayar kullanmak, eğlenmek vs. Çoğumuz gibi bilgisayarlala geçirilen vakit bazen diğer sosyalleşme eylemlerinin önüne geçebilmektedir ki, bu normaldir. Mesela internetten alınacak bir tiyatro bileti, uygun fiyatlı bir ev arayışları, hayranı olunan bir sanatçının yaşam öyküsünün araştırılması, yazılacak lisans tezi için kaynak taraması, abıne olunan günlük gazetenin okunması ve indirilerek gün gün arşivlinmesi… Hazırlanması gereken bir ödevin kelime işlemcide yazılıp kağıda dökülmesi, ev ekonomisi için hesap tablolama ya da muhasebe uygulamalarının kullanılması, sahip olunan kitapların derli topluluğu ve takibi için veritabanlarının oluşturulması, yemek tariflerinin ya da aile soy ağacının kayıt altına alınması… Film izlemek, müzik dinlemek, oyun oynamak,, sahip oluğunuz pul koleksiyonunun taranarak bilgisayara aktarılıp saklanması, video ya da resimlerinizi arşivleyip CD/DVD’lere aktarılması…

Tüm bunlar bizim yaşamımızın bir parçasıdır artık ve bilgi toplumu olmanın kaçınılmaz zorunluluklarıdır. Peki, tüm bunlar bizi yine bilişim okur-yazarrı yapar mı? Şüpheli.